Bir ceza avukatına meslek hayatı boyunca en çok yöneltilen sorulardan biri herhalde şudur: “Suçlu olduğunu bildiğiniz bir insanı nasıl savunabiliyorsunuz?” Bu soru bazen gerçekten meraktan, bazen şaşkınlıktan, bazen de açık veya örtülü bir suçlamadan doğar. Soruyu soran kişi çoğu zaman avukatın yaptığı iş ile müvekkilinin eylemi arasında ahlaki bir özdeşlik kurmaktadır. Ağır bir suç işlediği düşünülen bir insanın yanında yer almak, bir ölçüde o suçu da savunmak gibi algılanır. Cinayetle suçlanan kişinin avukatı cinayeti, dolandırıcılıkla suçlanan kişinin avukatı dolandırıcılığı, cinsel dokunulmazlığa karşı bir suçla itham edilen kişinin avukatı da o eylemi mazur görüyormuş gibi değerlendirilir. Avukatın mesleki rolü ile müvekkilin fiili arasındaki sınır silindiğinde, savunma faaliyeti de kolaylıkla ahlaki bir ortaklığa dönüştürülür.
|
02.10.2026 |
Teorik ceza muhakemesi eserlerinde Türk ceza muhakemesi sisteminin itham sistemi ile tahkik sisteminin bazı özelliklerinin bir araya getirilmesinden oluşan karma bir sistem olduğu ileri sürülür. Daha önce çeşitli çalışmalarımızda da belirttiğimiz üzere, kanunun görünüşte itham sistemine yaklaşan hükümlerine rağmen teori ve uygulamamıza egemen olan hukuk zihniyetinin önemli ölçüde tahkik, başka bir ifadeyle engizisyon zihniyeti olduğunu düşünüyorum. Kanun değişmekte, yeni kurumlar kabul edilmekte, savunmanın hakları kâğıt üzerinde genişlemekte; fakat yüzyıllar içinde oluşmuş muhakeme kültürü aynı hızla değişmemektedir. |
01.10.2026 |
Türk adliye pratiğinde kanunlarda yazmayan, fakat neredeyse herkesin bildiği bir ayrım vardır: “siyasi dosyalar” ve “adi (adli) dosyalar.” Bu ayrımın Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir karşılığı yoktur; mahkemelerin görevi de davanın siyasi veya adi yahut adli olmasına göre belirlenmez. Bir dosyanın kapağına “siyasi dava” yazılmaz. Buna rağmen bir avukatın, hâkimin veya savcının “Bu dosya biraz siyasi” demesiyle ne kastettiğini meslek mensupları çoğu zaman bilir. |
29.09.2026 |
Lawfare meselesini daha önce, yargılamanın kendisinin fiilî bir cezaya dönüşmesi ve Hibrit Kopuş Savunmasının böyle bir yargılama karşısındaki işlevi bakımından ele almıştım. O yazıda üzerinde durduğum asıl mesele, ceza muhakemesinin görünürdeki işlevinden uzaklaşarak kişiyi etkisizleştiren bir mekanizmaya dönüşmesi ihtimali ve savunmanın bu durumda nasıl bir tutum alabileceğiydi. Bu yazıda aynı tartışmayı yeniden kurmak yerine, daha dar fakat uygulama bakımından belki de daha güç bir sorunun peşinden gitmek istiyorum: Bir müdafi, önündeki soruşturma veya kovuşturmanın gerçekten lawfare niteliği taşıdığını nasıl anlayacak ve daha önemlisi, bunu hukukî bir iddia hâline nasıl getirecektir? |
29.09.2026 |
Ceza muhakemesinde savunma hakkından, silahların eşitliğinden ve müdafinin yargılamanın kurucu süjelerinden biri olduğundan sıkça söz ederiz. Kanunlarımızda bu kavramların karşılığını bulmak da mümkündür. Ne var ki soruşturma evresinin pratiğine girildiğinde, kâğıt üzerindeki bu eşitliğin çoğu zaman ciddi biçimde aşındığı görülür. |
29.09.2026 |
Meslekte kırk yıla yaklaşırken bazı kelimelerin hukuk hayatımızda nasıl anlam değiştirdiğini daha iyi görüyorum. “Mülakat” da bunlardan biri. Sözlük anlamı son derece masum: görüşme, karşılıklı konuşma, tanışma demek. Fakat devlet ile birey karşı karşıya geldiğinde bazı kelimeler sözlükteki anlamlarını kaybediyor; semantik değişime uğruyor. Hele “mülakat” denilen o görüşme kapalı bir odada yapılıyor, görüşmenin içeriği tam olarak denetlenemiyor ve sonunda kişinin özgürlüğü ya da geleceği hakkında karar veriliyorsa, artık mesele yalnızca bir “konuşma” meselesi olmaktan çıkıyor. |
26.09.2026 |
15.09.2026 |
24.07.2026 |
24.07.2026 |
"YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA AVUKAT EĞİTİMİ: SOSYAL BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMININ KATKISIYLA MODERN USTA-ÇIRAK MODELİ " başlıklı tebliğimiz sempozyum kitabı 83. sayfada yayınlanmıştır. |
30.06.2026 |
1 2 3 4 5 6 7 8 9 ![]() |