• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Avukat Fahrettin KAYHAN

Anasayfa

Haftaya Ankara Barosu Genel Kurulu var. Genel Kurul görüşmeleri 10 Ekim 2026 Cumartesi günü yapılacak; seçim ve sandık ise 11 Ekim 2026 Pazar günü. Yaklaşık 27 bin avukatın kayıtlı olduğu bir barodan söz ediyoruz. Buna rağmen 10 Ekim’de, yani avukatın söz söyleyeceği ilk gün, 2.700 avukatın salonda bulunmasını sağlamak bile her defasında ciddi bir mesele hâline geliyor. Oysa bu sayı, Genel Kurulun yapılabilmesi için gereken asgari katılımı ifade ediyor. İşin daha düşündürücü tarafı, ertesi gün sandık kurulduğunda tablonun bütünüyle değişmesi.
03.10.2026
Bir insanı susturmanın tek yolu konuşmasını yasaklamak değildir. Bazen konuşmasına izin verirsiniz ama konuşacağı yere ulaşmasını güçleştirirsiniz; avukatıyla görüşmesini yasaklamazsınız ama araya yüzlerce kilometre koyarsınız; duruşmaya katılmasına engel olmazsınız ama savunmayı hem mesafe hem zaman bakımından ağırlaştırırsınız. Kâğıt üzerinde hak yerinde durur, fakat o hakkın kullanılmasının etrafına görünmez engeller örülür. Avukat Mehmet Pehlivan’ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan Kandıra F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na gece saatlerinde nakli tam da bu nedenle yalnızca “bir cezaevi değişikliği” olarak ele alınamaz. Burada tartışılması gereken, savunmanın yalnızca mekân içinde değil, zaman içinde de nasıl daraltılabildiğidir.
03.10.2026
Ceza muhakemesinin temel amaçlarından birinin maddi gerçeğe ulaşmak olduğu hep söylenir. Bu söz doğrudur; ancak çoğu zaman yarım söylenir. Çünkü ceza muhakemesi, maddi gerçeğe ne pahasına olursa olsun ulaşmaya çalışan sınırsız bir araştırma faaliyeti değildir. Bir suç işlenmişse failin bulunması, olayın aydınlatılması, delillerin toplanması ve suçlu ile suçsuzun birbirinden ayrılması gerekir. Fakat hukuk devletinde yalnızca sonucun doğru olması yetmez; o sonuca hangi yöntemle ulaşıldığı da önemlidir. Devlet, cezalandırma yetkisini kullanırken kendi koyduğu kurallara uymak zorundadır. Aksi hâlde ceza muhakemesini muhakeme olmaktan çıkarıp, sonucun yöntemi meşrulaştırdığı bir güç kullanımına dönüştürmüş oluruz.
03.10.2026
Bir ceza soruşturmasının en kırılgan ânı çoğu zaman ilk saatleridir. Henüz iddianame yoktur, deliller tartışılmamıştır, şüphelinin savunması tam olarak alınmamıştır; hatta birkaç saat sonra serbest bırakılması, aylar sonra kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi veya yıllar sonra beraat etmesi ihtimal dâhilindedir. Buna rağmen kamuoyu bazen soruşturmanın daha ilk sabahında çok daha kesin bir görüntüyle karşılaşır: şafak vakti bir evin kapısı, hızla içeri giren polisler, uykudan yeni kalkmış insanlar, arama, kelepçe, polis aracına bindirilen şüpheli ve hemen arkasından televizyonlara ve sosyal medyaya düşen birkaç dakikalık operasyon videosu. Hukukun henüz ‘şüpheli’ dediği kişi, görüntünün dili içinde çoktan ‘suçlu’ hâline gelebilir.
03.10.2026
Bir ceza avukatına meslek hayatı boyunca en çok yöneltilen sorulardan biri herhalde şudur: “Suçlu olduğunu bildiğiniz bir insanı nasıl savunabiliyorsunuz?” Bu soru bazen gerçekten meraktan, bazen şaşkınlıktan, bazen de açık veya örtülü bir suçlamadan doğar. Soruyu soran kişi çoğu zaman avukatın yaptığı iş ile müvekkilinin eylemi arasında ahlaki bir özdeşlik kurmaktadır. Ağır bir suç işlediği düşünülen bir insanın yanında yer almak, bir ölçüde o suçu da savunmak gibi algılanır. Cinayetle suçlanan kişinin avukatı cinayeti, dolandırıcılıkla suçlanan kişinin avukatı dolandırıcılığı, cinsel dokunulmazlığa karşı bir suçla itham edilen kişinin avukatı da o eylemi mazur görüyormuş gibi değerlendirilir. Avukatın mesleki rolü ile müvekkilin fiili arasındaki sınır silindiğinde, savunma faaliyeti de kolaylıkla ahlaki bir ortaklığa dönüştürülür.
02.10.2026
Hukuk fakültesinde bize dava denildiğinde öğretilen şey aslında oldukça basit bir şemaya dayanıyordu. Ortada bir uyuşmazlık vardır; taraflar iddialarını ileri sürer, deliller toplanır, mahkeme hukuki değerlendirmesini yapar ve sonunda bir hüküm verir. Avukatın görevi de müvekkilinin hakkını en iyi şekilde savunmak, somut uyuşmazlığı onun lehine sonuçlandırmaya çalışmaktır. Ceza yargılamasında da durum çok farklı değildir. İddia vardır, savunma vardır ve nihayetinde mahkemenin hükmü vardır.
02.10.2026
Sosyal medyada, özellikle X'te, belli aralıklarla aynı tartışma yeniden karşımıza çıkıyor: Avukat duruşmada hâkime veya mahkeme başkanına nasıl hitap etmelidir? “Efendim” demek savunmanın bağımsızlığıyla bağdaşır mı? “Hâkimim”, “Başkanım” ifadeleri bir tâbiiyet ilişkisini mi çağrıştırır? Yoksa bütün bunlar, adliye dilinin zaman içinde oluşmuş nezaket kalıplarından mı ibarettir? Son günlerde yeniden gündeme gelen tartışma, görünüşte bir kelime tartışmasıdır. Fakat biraz yakından bakıldığında meselenin, avukatın yargılama içindeki konumuna, mahkeme ile kurduğu mesafeye ve hatta savunma anlayışımıza kadar uzandığı görülür. Ben meslekte neredeyse kırk yılı geride bırakmak üzere olan bir avukatım. Benim kuşağımda ve bizden önceki kuşakta hâkime veya mahkeme başkanına “efendim” diye hitap etmek son derece olağandı. Bunu kullanan avukatların önemli bir kısmı, mesleki bağımsızlık konusunda bugünkü meslektaşlarımızdan daha az hassas değildi.
01.10.2026
Teorik ceza muhakemesi eserlerinde Türk ceza muhakemesi sisteminin itham sistemi ile tahkik sisteminin bazı özelliklerinin bir araya getirilmesinden oluşan karma bir sistem olduğu ileri sürülür. Daha önce çeşitli çalışmalarımızda da belirttiğimiz üzere, kanunun görünüşte itham sistemine yaklaşan hükümlerine rağmen teori ve uygulamamıza egemen olan hukuk zihniyetinin önemli ölçüde tahkik, başka bir ifadeyle engizisyon zihniyeti olduğunu düşünüyorum. Kanun değişmekte, yeni kurumlar kabul edilmekte, savunmanın hakları kâğıt üzerinde genişlemekte; fakat yüzyıllar içinde oluşmuş muhakeme kültürü aynı hızla değişmemektedir.
01.10.2026
Ankara Barosu’nun önceki (68.) genel kurulundan geriye kalan en çok konuşulan olaylardan biri, muhalefetin divanın bazı kararlarını düdük çalarak protesto etmesiydi. Aradan zaman geçti. O genel kurulda hangi kararların tartışıldığı, divanın hangi uygulamalarına itiraz edildiği, muhalefetin neden böylesine sert bir protestoya yöneldiği büyük ölçüde unutuldu. Düdük ise unutulmadı. Hâlâ Ankara Barosu iktidarının kulaklarında o düdük sesleri çınlıyor.
01.10.2026
Türk adliye pratiğinde kanunlarda yazmayan, fakat neredeyse herkesin bildiği bir ayrım vardır: “siyasi dosyalar” ve “adi (adli) dosyalar.” Bu ayrımın Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir karşılığı yoktur; mahkemelerin görevi de davanın siyasi veya adi yahut adli olmasına göre belirlenmez. Bir dosyanın kapağına “siyasi dava” yazılmaz. Buna rağmen bir avukatın, hâkimin veya savcının “Bu dosya biraz siyasi” demesiyle ne kastettiğini meslek mensupları çoğu zaman bilir.
29.09.2026
Lawfare meselesini daha önce, yargılamanın kendisinin fiilî bir cezaya dönüşmesi ve Hibrit Kopuş Savunmasının böyle bir yargılama karşısındaki işlevi bakımından ele almıştım. O yazıda üzerinde durduğum asıl mesele, ceza muhakemesinin görünürdeki işlevinden uzaklaşarak kişiyi etkisizleştiren bir mekanizmaya dönüşmesi ihtimali ve savunmanın bu durumda nasıl bir tutum alabileceğiydi. Bu yazıda aynı tartışmayı yeniden kurmak yerine, daha dar fakat uygulama bakımından belki de daha güç bir sorunun peşinden gitmek istiyorum: Bir müdafi, önündeki soruşturma veya kovuşturmanın gerçekten lawfare niteliği taşıdığını nasıl anlayacak ve daha önemlisi, bunu hukukî bir iddia hâline nasıl getirecektir?
29.09.2026
Ceza muhakemesinde savunma hakkından, silahların eşitliğinden ve müdafinin yargılamanın kurucu süjelerinden biri olduğundan sıkça söz ederiz. Kanunlarımızda bu kavramların karşılığını bulmak da mümkündür. Ne var ki soruşturma evresinin pratiğine girildiğinde, kâğıt üzerindeki bu eşitliğin çoğu zaman ciddi biçimde aşındığı görülür.
29.09.2026
Dolandırıcılık vakaları genellikle mağdur üzerinden anlatılır. Haberi okur, alınan para miktarına şaşırır, sonra da hemen aynı soruyu sorarız: “İnsan buna nasıl inanır?” Mağdur profesör, doktor, avukat, yüksek rütbeli asker yahut yıllarca devlet görevinde bulunmuş biri ise şaşkınlığımız daha da artar. Eğitimli, tecrübeli, hayatın içinden geçmiş bir insanın telefondaki birkaç cümleyle nasıl olup da yüz binlerce, bazen milyonlarca lirasını tanımadığı birine teslim ettiğini anlamakta güçlük çekeriz.
28.09.2026
Geçen gün hukuk öğrencisi stajyerimle birlikte Ankara Adliyesine gidiyorduk. Adliyenin avlusuna girdiğimiz sırada bir polis memurunun cep telefonuyla çevreyi görüntülediğini fark ettik. İlk bakışta adliyenin fotoğrafını ya da videosunu çekiyor gibiydi. Genç meslektaşım merakla, “Bu polis ne yapıyor?” diye sordu. Sorunun cevabı birkaç saniye sonra kendiliğinden geldi. Başka bir polis memuru, bir şüpheliyi elleri arkadan kelepçeli hâlde, ensesine bastırarak hızlı adımlarla yürütüyordu. Birinci polis de bu anı cep telefonuyla kaydediyordu. “Bunun adı teşhir yürüyüşü,” dedim. “Ben de ilk defa FETÖ yargılamaları sırasında bu kadar görünür biçimde karşılaşmıştım.” Biraz ilerledikten sonra ikinci soru geldi: “Bu hukuka aykırı değil mi Fahrettin Bey?” Sustum.
26.09.2026
Meslekte kırk yıla yaklaşırken bazı kelimelerin hukuk hayatımızda nasıl anlam değiştirdiğini daha iyi görüyorum. “Mülakat” da bunlardan biri. Sözlük anlamı son derece masum: görüşme, karşılıklı konuşma, tanışma demek. Fakat devlet ile birey karşı karşıya geldiğinde bazı kelimeler sözlükteki anlamlarını kaybediyor; semantik değişime uğruyor. Hele “mülakat” denilen o görüşme kapalı bir odada yapılıyor, görüşmenin içeriği tam olarak denetlenemiyor ve sonunda kişinin özgürlüğü ya da geleceği hakkında karar veriliyorsa, artık mesele yalnızca bir “konuşma” meselesi olmaktan çıkıyor.
26.09.2026
Ankara Barosunun bu dönemki seçimlerinde Avukat Hakları Grubu’ndan Türkiye Barolar Birliği delege adayıyım. Bunu açıklama ihtiyacı duyuyorum. Çünkü 38 yıllık meslek hayatımın tamamında Demokratik Sol Avukatlar Grubu içerisinde yer aldım. Bu gruptan Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyeliğine seçildim; Türkiye Barolar Birliği delegeliği yaptım. DSA içinde birlikte çalıştığım, emek verdiğim, dostluk kurduğum çok sayıda meslektaşım var. Birlikte çok değerli hizmetlerde bulunduk. Dolayısıyla bugün yaptığım tercihi geçmişimi inkâr ederek açıklayamam. Böyle bir niyetim de yok.
24.09.2026
Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinin 21-23 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlediği kongreye "Hibrit Kopuş Savunması" konulu bir bildiriyle katılıyorum.
15.09.2026
24.07.2026
24.07.2026
"YAPAY ZEKÂ ÇAĞINDA AVUKAT EĞİTİMİ: SOSYAL BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMININ KATKISIYLA MODERN USTA-ÇIRAK MODELİ " başlıklı tebliğimiz sempozyum kitabı 83. sayfada yayınlanmıştır.
30.06.2026
 1 
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret218153