Ceza muhakemesinde hakikat arayışı yalnızca dosyada mevcut olan deliller, beyanlar, tutanaklar ve raporlar üzerinden kurulmaz. Aynı zamanda dosyada yer almayan, araştırılmayan, toplanmayan, tartışılmayan ve gerekçede cevaplanmayan unsurlar da yargısal kanaatin oluşumunda belirleyici rol oynar. Ancak ceza yargılaması pratiğinde yapılan işlemler çoğu zaman görünür hale gelirken, yapılmayan işlemler nötr bir boşluk gibi algılanır. İşte omission bias, yani ihmal yanlılığı, bu noktada ceza muhakemesi bakımından kritik bir bilişsel ve usulî sorun olarak karşımıza çıkar. |
29.04.2026 |
Ceza muhakemesi, normatif düzeyde delil, gerekçe, ispat standardı, masumiyet karinesi ve adil yargılanma ilkeleri üzerine kurulur. Ancak fiilî yargılama pratiği yalnızca rasyonel değerlendirme süreçlerinden ibaret değildir. Ceza dosyaları çoğu zaman öfke, korku, tiksinti, acıma, merhamet, kamuoyu baskısı, mağduriyet algısı ve toplumsal güvenlik kaygısı gibi duygusal yoğunluklar içinde değerlendirilir. Bu nedenle ceza muhakemesinde karar psikolojisini anlamak için yalnızca hukuki normlara değil, duyguların kanaat üretimindeki rolüne de bakmak gerekir. |
28.04.2026 |
eza muhakemesinde karar verme süreci yalnızca normların, delillerin ve usul kurallarının mekanik uygulanmasından ibaret değildir. Yargılama faaliyeti aynı zamanda insan zihninin sınırlılıkları, algısal öncelikleri, sezgisel kısayolları ve kurumsal alışkanlıkları içinde gerçekleşir. Bu bağlamda availability heuristic, yani bulunabilirlik sezgisi, ceza muhakemesinde son derece önemli bir bilişsel yanlılık türü olarak ortaya çıkar. Kişi, olayları ve ihtimalleri çoğu zaman objektif olasılıklarına göre değil, zihninde ne kadar kolay canlandıklarına, ne kadar çarpıcı olduklarına ve ne kadar sık karşısına çıktıklarına göre değerlendirir. |
28.04.2026 |
Ceza muhakemesi, normatif olarak kişinin karakterini, sosyal kimliğini, kişilik özelliklerini veya genel yaşam tarzını değil; iddianameye konu somut fiili yargılamak zorundadır. Buna rağmen fiilî yargılama pratiğinde sanığın davranışları çoğu zaman olayın bağlamı, psikolojik koşulları, sosyal baskılar, panik hali, hukuki bilgisizlik veya duruşma stresi içinde değil; sanığın karakteri üzerinden açıklanır. Bu durum karar psikolojisinde fundamental attribution error, yani temel atıf hatası olarak bilinen bilişsel yanlılıkla yakından ilişkilidir. |
25.04.2026 |
Lawfare, en genel anlamıyla, hukukun ve yargısal süreçlerin uyuşmazlığı çözme işlevinin ötesine geçirilerek stratejik bir mücadele aracına dönüştürülmesini ifade eder. Kavramın kökeni daha çok savaş ve uluslararası çatışma literatüründe “hukukun savaş aracı olarak kullanılması” fikrine dayanmakla birlikte, zamanla iç siyaset, ceza adaleti, kamusal alan ve temel haklar bağlamında da tartışılır hale gelmiştir. Charles J. Dunlap Jr.’ın klasik çerçevesi, lawfare’i hukukun stratejik kullanımına ya da kötüye kullanımına işaret eden bir kavram olarak kurarken, sonraki tartışmalar bunun demokratik kurumlar, muhalefet, kamusal katılım ve savunma hakkı üzerinde de işleyebileceğini göstermiştir. |
25.04.2026 |
Anchor effect (çıpalama etkisi), karar vericinin ilk karşılaştığı bilgiye gereğinden fazla ağırlık vermesi ve sonraki değerlendirmelerini bu ilk referans noktası etrafında şekillendirmesi biçiminde ortaya çıkan bilişsel bir eğilimdir. Ceza muhakemesinde bu etki, yalnızca sayısal değerlendirmeler veya ceza miktarına ilişkin tahminlerde değil; olayın anlamlandırılması, sanığın kişilik algısının kurulması, delillerin yorumlanması, koruma tedbirlerinin meşrulaştırılması ve nihai hükmün psikolojik zemininiň oluşumu bakımından da belirleyici olabilir. İddianamedeki ilk niteleme, tutuklama talebindeki dil, kolluk tutanaklarındaki ilk kavramlar, medyada dolaşıma giren ilk anlatı ve esas hakkındaki mütalaa, yargısal değerlendirme üzerinde kuvvetli birer bilişsel çıpa işlevi görebilir. |
25.04.2026 |
Makalenin temel iddiası, temsiliyet sezgiselliğinin ceza muhakemesinde yalnızca psikolojik bir ayrıntı değil, aynı zamanda masumiyet karinesini aşındıran, prematüre kanaati besleyen ve savunmanın etkisini azaltan yapısal bir risk olduğudur. Özellikle dosya merkezli yargılama pratiği, yoğun iş yükü, zaman baskısı ve karar vericilerin geçmiş deneyimlerinden ürettikleri tipik olay şemaları, bu sezgiselliği güçlendirmektedir. Bu nedenle sorun sadece bireysel bir algı hatası olarak değil, yargısal kararın oluşum sürecini etkileyen daha geniş bir zihinsel çerçeve problemi olarak ele alınmalıdır. |
20.04.2026 |
1 2 3 4 5 6 ![]() |