• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Avukat Fahrettin KAYHAN

BARO NE YAPIYOR DEMEDEN ÖNCE

Ankara Barosu Genel Kurulu 10-11 Ekim 2026 tarihlerinde yapılacak. 10 Ekim Cumartesi günü Genel Kurul toplanacak, gündem görüşülecek; 11 Ekim Pazar günü ise seçimler yapılacak. Bu iki günü birbirinden ayırmak gerekiyor. Çünkü baro genel kurullarını yalnızca başkanın, yönetim kurulunun ve Türkiye Barolar Birliği delegelerinin seçildiği bir sandık faaliyeti gibi görmeye başladığımız ölçüde, Genel Kurulun asıl anlamını da kaybediyoruz.

 

Seçim elbette önemlidir. Kimin baro başkanı olacağı, yönetim, disiplin ve denetleme kurullarında kimlerin görev yapacağı, Türkiye Barolar Birliği delegelerinin kimlerden oluşacağı önemsiz görülemez. Fakat Avukatlık Kanunu'na bakıldığında seçim, Genel Kurulun görevlerinden yalnızca biridir. Kanun, baronun asıl irade merkezini Genel Kurul olarak kurmuş; bütçeden yönetime, aidatlardan mesleki taleplere kadar baronun temel meselelerini avukatların ortak iradesine bırakmıştır.

Avukatlık Kanunu'nun 81. maddesi bu bakımdan son derece öğreticidir. Genel Kurul, baro başkanı ile yönetim, disiplin ve denetleme kurullarını ve Türkiye Barolar Birliği delegelerini seçmekle kalmaz; baronun bütçesini onaylar, yönetim kurulunun gelir ve giderleri ile malların yönetimine ilişkin hesaplarını inceler ve yönetimin ibra edilip edilmeyeceğine karar verir. Giriş ve yıllık keseneklerin belirlenmesinde yetkilidir, iç yönetmeliği onaylar, muhtaç avukatlara ve ölümleri hâlinde geride bıraktıkları kişilere yapılacak yardımların esaslarını belirler. Kısacası Genel Kurul, sadece yöneticilerin seçildiği yer değil, yönetimin hesabının görüldüğü yerdir.

Fakat aynı maddenin bana göre en önemli hükümlerinden biri çok kısa bir cümlede saklıdır: Genel Kurul, “mesleke ait istekleri görüşüp karara bağlar.” Bu ifade, Genel Kurulun kapısını mesleğe ilişkin hemen her temel tartışmaya açar. Genç avukatların çalışma koşulları, avukat emeğinin giderek ucuzlaması, mesleğin proleterleşmesi, CMK ücretleri, adli yardım, yüksek büro giderleri, vergi yükü, meslektaşların sosyal güvenlik sorunları, adliyelerde ve kamu kurumlarında avukatın karşılaştığı güçlükler, savunmanın bağımsızlığı, avukatlık mesleğinin itibarı, mesleğe girişten meslek içi dayanışmaya kadar bizi ilgilendiren sorunlar Genel Kurulun yabancısı değildir. Tam tersine, Genel Kurul bunların konuşulması için vardır.

Adliye koridorlarında hepimizin duyduğu, zaman zaman hepimizin söylediği bir cümle var: “Baro ne yapıyor?” Bu soru çoğu zaman haklı bir rahatsızlığın ifadesidir. Barodan daha fazla mesleki mücadele, daha fazla dayanışma, daha güçlü bir savunma politikası, daha şeffaf bir yönetim veya daha doğru öncelikler bekleyebiliriz. Yönetimleri eleştirmek de, hesap sormak da avukatın hakkıdır. Fakat bu sorunun arkasından ikinci bir soruyu da kendimize yöneltmek gerekir: Baro ne yapıyor demeden önce, biz baronun karar organı olan Genel Kurulda ne yapıyoruz?

Aidatın yüksekliğinden şikâyet ediyoruz; bütçeyi Genel Kurul onaylıyor. Baronun kaynaklarını nasıl kullandığını tartışıyoruz; yönetimin hesabını inceleyip ibra edip etmemek Genel Kurulun yetkisinde. Mesleğin gerçek sorunlarının konuşulmadığını söylüyoruz; kanun, mesleğe ait istekleri görüşüp karara bağlama görevini doğrudan Genel Kurula veriyor. Baroyu bize uzak buluyoruz; fakat baroyla en doğrudan demokratik ilişki kurabileceğimiz yere, Genel Kurula gitmiyoruz. Burada üzerinde düşünmeye değer ciddi bir çelişki var.

Üstelik Genel Kurula katılmak, kanunun avukata tanıdığı ihtiyari bir imkân da değildir. Avukatlık Kanunu'nun 86. maddesi açık biçimde, baro levhasında yazılı avukatın gerek olağan gerek olağanüstü Genel Kurul toplantılarına katılmak ve oy kullanmakla yükümlü olduğunu düzenliyor. Kanun “katılabilir” demiyor; “katılmak ve oy kullanmakla yükümlüdür” diyor. Haklı bir neden olmaksızın toplantıya gelmeyen veya oy kullanmayanlar için para cezası öngörülmüş olması da kanun koyucunun bu katılımı ne kadar ciddi gördüğünü gösteriyor.

Elbette mesele yalnızca yaptırım değildir. Hiçbir meslek örgütü, üyelerini para cezası tehdidiyle canlı tutamaz. Asıl önemli olan, avukatın Genel Kurula katılmayı kendi mesleğine karşı bir sorumluluk olarak görmesidir. Başkasının hakkını savunmayı meslek edinmiş insanların, kendi mesleklerinin geleceği konuşulurken salonda bulunmamaları açıklanması kolay bir durum değildir. Genel Kurula katılımı yükümlülük hâline getiren hükmün arkasında da aslında bu düşünce vardır: Baro, üyelerinden ayrı ve onların üzerinde bir yapı değil; avukatların ortak iradesiyle yaşayan bir meslek örgütüdür.

Genel Kurulun işleyişi de bunu doğrular. Avukatlık Kanunu'nun 85. maddesine göre toplantının ilk işi, bir başkan, bir başkanvekili ve iki üyeden oluşan başkanlık divanını seçmektir. Baro başkanı ile yönetim ve denetleme kurulu üyelerinin başkanlık divanına seçilememesi tesadüf değildir. Genel Kurul, mevcut yönetimin toplantısı değildir. Yönetim kurulunun üzerinde, ondan ayrı ve onu denetleyen bir organdır. Toplantıyı da yönetim değil, Genel Kurulun bizzat seçtiği divan yönetir. Bu ayrıntı bile baro demokrasisinin nerede kurulduğunu göstermeye yeter.

87. madde ise katılımın önemini sayılar üzerinden daha görünür hâle getiriyor. İlk toplantıda levhaya yazılı avukatların yarıdan bir fazlasının katılımı aranıyor. Bu çoğunluk sağlanamazsa ikinci toplantıda, dört yüzden fazla üyeli barolarda üye sayısının en az onda birinin katılması gerekiyor. Ankara Barosunda yaklaşık 27 bin avukat bulunduğu düşünüldüğünde, bu yaklaşık 2 bin 700 avukat demektir. Yirmi yedi bin avukatın bulunduğu bir meslek örgütünde, mesleğin meselelerini konuşabilmek için gereken yaklaşık iki bin yedi yüz kişiyi dahi bir salonda bir araya getirmekte zorlanıyorsak, sorun artık yalnızca toplantı yeter sayısı değildir; meslek örgütüyle kurduğumuz ilişkinin niteliğidir.

Genel Kurulların ilk günündeki düşük katılımı yıllardır görüyoruz. Buna karşılık seçim günü sandıkların önünde çok daha kalabalık bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu tabloyu normal kabul etmemeliyiz. Çünkü 10 Ekim, 11 Ekim'in hazırlık günü veya seçimin usulî formalitesi değildir. Asıl Genel Kurul 10 Ekim'dedir. Gündem o gün görüşülür, yönetim o gün eleştirilir, faaliyetler ve hesaplar o gün tartışılır, mesleki sorunlar o gün kürsüye taşınır, öneriler o gün dile getirilir. Ertesi gün ise bu tartışmaların ardından seçim yapılır.

Yalnızca seçim günü gelip oy kullandığımızda kuşkusuz önemli bir demokratik hakkı kullanmış oluruz; ancak Genel Kurulun yalnızca bir bölümüne katılmış oluruz. Bu durumda kimin yöneteceğine karar verirken, nasıl yönetilmesi gerektiği konusundaki tartışmaya katılmamış oluruz. Kişileri seçeriz ama politikayı başkalarının tartışmasına bırakırız. Baro demokrasisini sadece sandığa indirgediğimizde, baronun ortak aklını da seçim rekabetinin dar alanına sıkıştırmış oluruz.

Avukatlık Kanunu'nun 88. maddesi de üzerinde durulması gereken başka bir noktayı gösteriyor: Genel Kurul toplantısında, görüşüleceği gündemde belirtilmemiş konular hakkında karar verilemiyor. Bu nedenle Genel Kurula sahip çıkmak yalnızca salonda fiziksel olarak bulunmak anlamına gelmez. Gündemi okumak, mesleğin hangi sorunlarının tartışılmasını istediğimizi düşünmek, gerektiğinde öneri hazırlamak, söz almak, eleştirmek ve çözüm önermek gerekir. Genel Kurulun canlılığı, kürsünün birkaç kişinin konuştuğu bir yer olmaktan çıkıp meslektaşların ortak aklının ortaya çıktığı bir zemine dönüşmesine bağlıdır.

Bazen baroyu, seçilmiş yöneticilerden ibaret görüyoruz. Baro başkanı konuştuğunda baronun konuştuğunu, yönetim kurulu karar verdiğinde bütün avukatların karar verdiğini varsayıyoruz. Oysa baro başkanı baro değildir, yönetim kurulu da baro değildir. Bir siyasi grup, bir seçim listesi veya yıllardır devam eden herhangi bir gelenek de baronun kendisi sayılamaz. Baro, levhaya kayıtlı avukatların tamamıdır. Genel Kurul ise bu soyut gerçeğin görünür hâle geldiği, her avukatın eşit bir oy ve söz hakkıyla ortak iradeye katıldığı yerdir.

Bu nedenle “Baro ne yapıyor?” sorusu değerini kaybetmiyor; tam tersine daha anlamlı hâle geliyor. Fakat bu soruyu yalnızca yönetime yöneltirsek eksik kalırız. Bir kısmını da kendimize sormamız gerekir. Baronun meslek sorunlarından uzaklaştığını düşünüyorsak, bu mesafeyi azaltmanın yolu Genel Kurulu boş bırakmak değildir. Baronun yanlış önceliklere sahip olduğunu düşünüyorsak, doğru öncelikleri kürsüye taşımak gerekir. Yönetimin hesabını vermediğini düşünüyorsak, hesabın sorulacağı yer Genel Kuruldur. Aidiyet hissimizin zayıfladığından yakınıyorsak, aidiyetin seyircilikle değil katılımla kurulduğunu hatırlamak gerekir.

Yaklaşık kırk yıllık meslek hayatım boyunca çok sayıda baro genel kurulu gördüm. Başkanlar, yönetimler ve gruplar değişti; bazı tartışmalar eskidi, bazıları başka biçimlerde yeniden karşımıza çıktı. Fakat uzun süredir değişmeyen ve giderek ağırlaşan bir sorun var: Avukatın kendi meslek örgütüne yabancılaşması. Baro zaman zaman avukattan uzaklaşabilir; bunu inkâr etmenin anlamı yok. Fakat avukat da barodan uzaklaşabilir. Bu uzaklaşma karşılıklı hâle geldiğinde, ortaya yönetimleri güçlü ama Genel Kurulu zayıf, sandığı kalabalık ama kürsüsü sessiz bir meslek örgütü çıkar.

Oysa bizim ihtiyacımız bunun tam tersidir. Yönetimlerin güçlü olmasından önce Genel Kurulun güçlü olması gerekir. Çünkü güçlü Genel Kurul, hangi grup seçilirse seçilsin yönetimi denetler; bütçeyi sorgular, mesleğin taleplerini gündeme getirir, gerektiğinde itiraz eder ve baronun yönünü belirler. Böyle bir Genel Kurul, seçim kazananların iki yıl boyunca sınırsız bir temsil yetkisine sahip olduğu anlayışını da ortadan kaldırır. Seçilenler yönetir; fakat baronun sahibi olmaz. Baronun sahibi avukatlardır.

10 Ekim Cumartesi günü bu nedenle önemlidir. O gün yalnızca bir gündem tüketilmeyecek; Ankara Barosunun mesleğe, yönetime, bütçeye ve kendi geleceğine ilişkin iradesi ortaya çıkacak. 11 Ekim Pazar günü ise seçim yapılacak ve avukatlar kendilerini yönetecek kişileri belirleyecek. Bu iki gün birbirinin alternatifi değil, baro demokrasisinin birbirini tamamlayan iki parçasıdır. Birinde söz vardır, diğerinde oy; birinde nasıl bir baro istediğimizi konuşuruz, diğerinde bu baroyu kimlerin yöneteceğine karar veririz.

Bu yüzden 11 Ekim'de sandığa gitmek kadar 10 Ekim'de Genel Kurula gitmek de önemlidir. Hatta meslek örgütüne gerçek anlamda sahip çıkmak bakımından ilk günün ayrı bir anlamı vardır. Sandıkta kimi istediğimizi söyleriz; Genel Kurulda nasıl bir baro istediğimizi. Seçimde kişileri belirleriz; Genel Kurulda mesleğin sözünü söyleriz. Baro ne yapıyor diye sormaya elbette devam edelim. Ama bu soruyu sormadan önce, Genel Kurul salonundaki kendi boş sandalyemize de bir kez bakalım.

  
55 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam53
Toplam Ziyaret218840