Bir Davadan Daha Fazlası: Stratejik Davalama, Etki Davacılığı ve Yeni Dava Türleri ![]() Hukuk fakültesinde bize dava denildiğinde öğretilen şey aslında oldukça basit bir şemaya dayanıyordu. Ortada bir uyuşmazlık vardır; taraflar iddialarını ileri sürer, deliller toplanır, mahkeme hukuki değerlendirmesini yapar ve sonunda bir hüküm verir. Avukatın görevi de müvekkilinin hakkını en iyi şekilde savunmak, somut uyuşmazlığı onun lehine sonuçlandırmaya çalışmaktır. Ceza yargılamasında da durum çok farklı değildir. İddia vardır, savunma vardır ve nihayetinde mahkemenin hükmü vardır. Bu yaklaşım elbette yanlış değildir. Ancak bugün dava kavramını yalnızca taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözülmesiyle açıklamak artık yeterli görünmüyor. Çünkü bazı davalar yalnızca davacıyla davalıyı, sanıkla devleti ya da bireyle idareyi ilgilendirmiyor. Verilen bir karar, aynı durumda bulunan yüzlerce insanı etkileyebiliyor, bir kurumun yerleşmiş uygulamasını değiştirebiliyor, yüksek mahkemelerin yeni bir içtihat oluşturmasına yol açabiliyor. Hatta bazen tek bir dosya, yıllardır görünmez halde duran yapısal bir sorunu hukuk dünyasının önüne getiriyor. Son yıllarda Anglo-Sakson hukuk literatüründe sıkça kullanılan “impact litigation”, “strategic litigation”, “public interest litigation”, “test case” veya “structural litigation” gibi kavramlar aslında bu değişen dava anlayışını anlatıyor. Türk hukukunda bu ifadeler henüz gündelik meslek diline tam olarak yerleşmiş değil. Fakat anlattıkları şey bize yabancı da değil. Biz yıllardır emsal karar peşinde koşuyor, bir hukuki sorunu Anayasa Mahkemesine veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyor, bazen tek bir dosya üzerinden yerleşmiş bir uygulamanın değişmesini sağlamaya çalışıyoruz. Etki Davacılığı: Impact Litigation“Impact litigation”, Türkçeye en yakın biçimde “etki davacılığı” olarak çevrilebilir. Burada amaç yalnızca somut davayı kazanmak değil, o davanın sonuçlarının taraflar dışına taşmasını sağlamaktır. Bir kişinin ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ortadan kaldırılması, yalnızca o kişinin hakkının korunması anlamına gelmeyebilir. Eğer verilen karar aynı nitelikteki bütün müdahaleler bakımından ölçü oluşturuyorsa, artık dava bireysel sınırlarını aşmıştır. Aynı şey ceza muhakemesinde müdafiin dosyaya erişim hakkı, dijital delillerin elde edilme yöntemi, arama ve el koymanın sınırları, tutuklamanın gerekçelendirilmesi veya savunma hakkının fiilen kısıtlanması bakımından da geçerlidir. Stratejik Davalama: Strategic LitigationBu noktada etki davacılığı ile stratejik davalamayı birbirinden ayırmak gerekiyor. “Strategic litigation” olarak adlandırılan stratejik davalama, daha çok yöntemi anlatır. Etki davacılığı “bu davanın sonucu ne kadar geniş bir alana yayılabilir?” sorusunu sorarken, stratejik davalama “bu sonuca nasıl ulaşılabilir?” sorusuyla ilgilenir. Hangi dosyanın seçileceği, hangi hukuki meselenin öne çıkarılacağı, hangi mahkemeye başvurulacağı, uyuşmazlığın hangi aşamada yüksek mahkemeye taşınacağı ve hatta hangi olguların tartışmayı berraklaştıracağı burada önem kazanır. Aynı hukuki sorundan etkilenen yüzlerce kişi olabilir. Fakat her dosya aynı ölçüde elverişli değildir. Bir dosyada maddi olay tartışmalıdır, diğerinde süre sorunu vardır, bir başkasında usul eksikliği esas hukuki problemin önüne geçebilir. Buna karşılık bazı dosyalar vardır ki tartışılması istenen hukuk sorunu neredeyse bütün çıplaklığıyla görünür. Stratejik davalama biraz da bu dosyayı seçebilmek, meseleyi tali tartışmalardan arındırabilmek ve hukuki problemi mahkemenin önüne en açık haliyle koyabilmektir. Test Case ve Landmark CaseBu anlayış bizi “test case” kavramına götürür. Test case, çok sayıda benzer uyuşmazlığın bulunduğu durumlarda örnek olarak seçilen davadır. Türkçede “örnek dava” veya “pilot dava” denilebilir. Burada bütün uyuşmazlıkların aynı anda yürütülmesi yerine, hukuki sorunun en açık biçimde ortaya çıktığı bir dosyanın sonucu beklenir. O dosyada verilen karar, benzer uyuşmazlıklar bakımından yön gösterici hale gelir. Ancak test case ile “landmark case”, yani dönüm noktası niteliğindeki dava aynı şey değildir. Bir dava baştan örnek dosya olarak seçilebilir; fakat o davanın hukuk tarihinde gerçekten dönüm noktası oluşturup oluşturmayacağı ancak zamanla anlaşılır. İnsan hakları hukukunda bugün temel kabul ettiğimiz pek çok ilke, başlangıçta sıradan görünen bireysel başvurular üzerinden gelişmiştir. İfade özgürlüğünden özel hayatın korunmasına, ayrımcılık yasağından adil yargılanma hakkına kadar pek çok alanda tek bir kişinin uyuşmazlığı, sonradan binlerce kişinin hukukunu belirleyen bir karara dönüşmüştür. Kamu Yararı Davacılığı: Public Interest LitigationBir başka kavram “public interest litigation”, yani kamu yararı davacılığıdır. Burada dava yalnızca bireysel menfaati korumaz; daha geniş bir toplumsal yararı da ilgilendirir. Çevre davaları bunun en bilinen örnekleridir. Bir bölgede yapılacak madencilik faaliyeti veya büyük ölçekli imar projesi nedeniyle açılan dava görünüşte belirli kişilerin menfaatine dayanabilir. Ancak verilecek kararın etkisi çoğu zaman o kişilerin çok ötesine geçer. Aynı durum ifade özgürlüğü, ayrımcılık, kadın hakları, çocuk hakları veya savunma hakkına ilişkin uyuşmazlıklarda da görülebilir. Yapısal Davalar: Structural LitigationDavanın etkisinin daha da genişlediği alan ise “structural litigation”, yani yapısal davalardır. Burada amaç yalnızca tek bir işlemin veya tek bir kararın hukuka aykırılığını tespit etmek değildir. Asıl mesele, hukuka aykırılığı üreten sistemin kendisidir. Cezaevlerindeki kötü koşullar, kolluğun sürekli tekrar eden hukuka aykırı uygulamaları, kamu hizmetlerindeki sistematik ayrımcılık veya aynı hak ihlalinin yıllarca tekrar etmesine yol açan idari mekanizmalar bu kapsamda düşünülebilir. Türk hukukunda mahkemelerin idarenin yerine geçerek yeni bir sistem kurması mümkün değildir. Ancak özellikle Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında “yapısal sorun” kavramının giderek daha fazla karşımıza çıktığını görüyoruz. Bir ihlal yalnızca başvurucunun başına gelen münferit bir olaydan değil de kanundan, yerleşik uygulamadan veya sistematik bir eksiklikten kaynaklanıyorsa, tek bir tazminat kararı gerçek çözüm olmayacaktır. O noktada hukuk artık bireysel uyuşmazlığın sınırlarını aşmaya başlar. Temsili ve Kolektif DavalarBu tartışmanın bir başka boyutu da çok sayıda kişinin aynı hukuki sorundan etkilenmesi halinde ortaya çıkıyor. Amerikan hukukundaki “class action” sistemi bunun en bilinen örneğidir. Aynı olaydan zarar gören geniş bir grubun menfaatleri tek dava içinde temsil edilir. Türk hukukunda Amerikan tipi class action sistemi yoktur; ancak topluluk davaları, tüketici örgütlerinin açabildiği davalar ve bazı alanlardaki kolektif hak arama yolları benzer bir ihtiyacın ürünüdür. Çünkü modern toplumlarda bir şirketin, bir idari düzenlemenin veya dijital bir uygulamanın aynı anda binlerce insanı etkileyebilmesi bireysel dava modelinin sınırlarını daha görünür hale getiriyor. Anayasal Davalama: Constitutional Litigation“Constitutional litigation”, yani anayasal davalama da özellikle bireysel başvuru sisteminin gelişmesiyle önem kazanan bir başka yaklaşım. Bir uyuşmazlığa yalnızca ilgili kanun maddesi üzerinden bakmak yerine, onun arkasındaki temel hak sorununu görmek gerekiyor. Adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği, savunma hakkı, gerekçeli karar hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği, özel hayatın korunması gibi anayasal güvenceler çoğu zaman sıradan görünen bir dava dosyasının içinde karşımıza çıkıyor. Burada avukat bakımından önemli bir mesele var. Anayasal sorunu ancak dosya Anayasa Mahkemesine geldiğinde fark etmek çoğu zaman geç kalmak anlamına gelir. Eğer gerçekten temel bir hak sorunu varsa, bunun ilk derece yargılamasından itibaren görülmesi ve ileri sürülmesi gerekir. Stratejik dava anlayışının önemli taraflarından biri de budur; dosyanın yalnızca bugünkü aşamasını değil, ileride gidebileceği hukuki yolu da görebilmektir. Cause Lawyering ve Avukatın KonumuBütün bunların yanında “cause lawyering” olarak adlandırılan bir yaklaşım daha vardır. Bu kavram, avukatın yalnızca bireysel dosya takip eden bir meslek mensubu değil, belirli bir hukuki ilkenin veya toplumsal amacın gelişmesine katkı sunan bir aktör olabileceği düşüncesine dayanır. İnsan hakları, çevre, ifade özgürlüğü veya savunma hakkı alanında çalışan avukatların mesleki pratiğinde bunun örnekleri görülebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir sınır vardır. Bir davayı toplumsal veya hukuki bir amaç için önemli görmek başka şeydir, müvekkilin somut menfaatini o amaç uğruna ikinci plana atmak başka şey. Avukatın ilk sorumluluğu müvekkiline karşıdır. Stratejik dava ancak müvekkilin hukuki menfaati ile daha geniş hukuki amaç aynı yönde olduğu sürece meşru bir yöntemdir. Lawfare: Hukukun Mücadele Aracına DönüşmesiBu kavramlarla birlikte son yıllarda sık duyduğumuz “lawfare” terimini de anmak gerekir. Lawfare, hukuki mekanizmaların siyasi, ekonomik veya stratejik mücadelede araç haline getirilmesini ifade eder ve genellikle olumsuz bir anlam taşır. Rakibi sürekli davalarla yıpratmak, hukuk yollarını baskı aracı olarak kullanmak veya yargısal süreçleri esas amaçlarından uzaklaştırmak bu kavram kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle stratejik davalama ile lawfare’ı aynı şeymiş gibi görmek doğru değildir. Birincisi hukuk içinde kalarak hukuki dönüşüm yaratmayı amaçlarken, ikincisi hukukun araçsallaştırılması tehlikesini barındırır. Türkiye’den Güncel Bir Örnek: Karşı Vekâlet Ücretinde KDV DavasıBu kavramları yalnızca yabancı hukuk sistemlerine ait teorik başlıklar olarak görmek doğru olmaz. Türkiye’de de meslek örgütleri, hak grupları ve avukat inisiyatifleri tek bir uyuşmazlığı daha geniş bir hukuki sorunun çözümü amacıyla yargıya taşıyabiliyor. Bunun güncel örneklerinden biri, Avukat Hakları Ankara Grubu’nun karşı vekâlet ücretinden KDV alınmasına ilişkin uygulamaya karşı açtığı davadır. Buradaki tartışma belirli bir avukatın ödeyeceği vergiyle sınırlı değildir. Karşı vekâlet ücretinin hukuki niteliği, bunun bir yargılama gideri olup olmadığı, davayı kaybeden taraf ile karşı taraf avukatı arasında KDV doğuracak bir hizmet ilişkisinin bulunup bulunmadığı ve mevcut uygulamanın vergi hukukundaki dayanağı tartışmaya açılmaktadır. Dava açılmadan önce konunun vergi hukuku alanında çalışan bir akademisyenle değerlendirilmiş ve uzman görüşü alınmış olması da uyuşmazlığın tesadüfen değil, belirli bir hukuki hedef gözetilerek yargıya taşındığını gösteriyor. Bu nedenle söz konusu dava klasik anlamda bireysel bir vergi uyuşmazlığından daha fazlasıdır. Stratejik davalama bakımından bilinçli biçimde seçilmiş bir hukuk sorunu vardır; etki davacılığı bakımından ise verilecek kararın binlerce avukatın ekonomik ve mesleki durumuna etki etmesi hedeflenmektedir. Dava yerleşik uygulamanın değişmesine yol açarsa zaman içinde emsal, hatta dönüm noktası niteliği de kazanabilir. Avukat Hakları Ankara Grubu’nun girişimi bu bakımdan stratejik davalamanın meslek hakları alanındaki somut ve güncel örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ceza Avukatlığı Açısından MeseleBütün bu kavramların ceza avukatlığı bakımından ayrıca düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ceza yargılamasında önümüzdeki dosya çoğu zaman yalnızca bir kişinin özgürlüğüyle ilgili görünür. Oysa dosyanın içindeki bazı sorunlar kişiden çok daha büyüktür. Müdafiin soruşturma dosyasına ulaşamaması, dijital materyalin usule aykırı biçimde incelenmesi, hash değerinin alınmaması, hukuka aykırı arama yapılması, tutuklama kararlarının kalıp gerekçelerle verilmesi veya savunmanın delillere erişiminin fiilen engellenmesi tek tek şüpheli ve sanıkların yaşadığı münferit sorunlar olarak görülemez. Bunlar aynı zamanda ceza muhakemesinin nasıl uygulanacağına ilişkin sistem sorunlarıdır. Bu nedenle bazı dosyalarda avukatın önünde iki ayrı sorunun bulunduğunu düşünüyorum. Birincisi değişmez: Müvekkilimi bu dosyada nasıl savunacağım? İkincisi ise her dosyada ortaya çıkmaz ama çıktığında önemlidir: Bu hukuki sorun bundan sonra tekrar yaşanmasın diye bu dosyada ne yapılabilir? Etki davacılığını en iyi anlatan noktalardan biri de herhalde budur. Sonuç YerineHer dava stratejik dava değildir ve olmamalıdır da. Her uyuşmazlığı anayasal meseleye çevirmek, her dosyayı yüksek mahkemeye taşımaya çalışmak veya her hukuki tartışmaya tarihsel bir anlam yüklemek ciddi hukukçuluğun göstergesi değildir. Fakat bazı dosyaların diğerlerinden farklı olduğunu da görebilmek gerekir. Bazen önümüzde yalnızca çözülmesi gereken bir uyuşmazlık vardır; bazen de aynı dosyanın içinde, henüz verilmemiş pek çok kararın tohumu bulunur. Avukatlık mesleğinin hukuk yapma sürecindeki payı belki de en çok burada ortaya çıkar. Biz kanun koyucu değiliz, mahkeme de değiliz. Ama hangi hukuki sorunun mahkemenin önüne nasıl getirileceğinde, hangi itirazın ısrarla sürdürüleceğinde ve hangi dosyanın yüksek mahkemeye taşınacağında avukatın rolü küçümsenemez. Hukukun gelişimi yalnızca kanun metinlerinde değil, bazen bir dilekçedeki itirazda, bir duruşmada söylenen birkaç cümlede veya yıllarca takip edilen tek bir dosyada başlar. Bu yüzden kimi zaman bir davaya yalnızca “Nasıl kazanırım?” diye bakmak yetmez. Özellikle sistematik bir hukuki sorunla karşı karşıya olduğumuzda, şu soruyu da sormak gerekir: Bu dosya yalnızca müvekkilimin davası mı, yoksa hukukun değişebileceği yerlerden biri mi? |
|
47 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |