• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Avukat Fahrettin KAYHAN

NEDEN AVUKAT HAKLARI GRUBU?

 

Ankara Barosunun  bu dönemki seçimlerinde Avukat Hakları Grubu’ndan  Türkiye Barolar Birliği delege adayıyım. Bunu açıklama ihtiyacı duyuyorum. Çünkü 38 yıllık meslek hayatımın  tamamında Demokratik Sol Avukatlar Grubu içerisinde yer aldım. Bu gruptan Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyeliğine seçildim; Türkiye Barolar Birliği delegeliği yaptım. DSA içinde birlikte çalıştığım, emek verdiğim, dostluk kurduğum çok sayıda meslektaşım var.  Birlikte çok değerli hizmetlerde bulunduk. Dolayısıyla bugün yaptığım tercihi geçmişimi inkâr ederek açıklayamam. Böyle bir niyetim de yok.

Ama geçmişte bir yerde bulunmuş olmak, insanın hayatının geri kalanında aynı yerde durmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Hele söz konusu olan bir meslek örgütüyse, asıl sadakatin bir gruba değil mesleğe ve meslektaşa olması gerektiğini düşünüyorum.

Benim açımdan mesele tam olarak burada başlıyor. Demokratik Sol Avukatlar Grubu yaklaşık yarım asırdır Ankara Barosu yönetiminde belirleyici bir konumda bulunuyor. Bir seçim grubunun uzun süre seçim kazanması elbette tek başına bir eleştiri nedeni değildir. Meslektaş tercih ediyorsa yönetir. Demokrasi de bunu gerektirir. Ancak uzun süreli yönetimlerin beraberinde getirdiği bir tehlike vardır: Yönetme alışkanlığının zamanla kurumsal sahiplik duygusuna dönüşmesi.

Ben Ankara Barosu bakımından bu sınırın giderek belirsizleştiğini düşünüyorum. DSA ile Ankara Barosu’nun zaman içerisinde neredeyse özdeşleştiği bir görüntünün ortaya çıktığı kanaatindeyim. Baroyu yönetmek ile Baro olmak arasındaki farkın silikleşmesi, hiçbir meslek örgütü açısından sağlıklı değildir. Çünkü Ankara Barosu hiçbir grubun değildir. DSA’nın değildir. AHG’nin değildir. Başka herhangi bir grubun da değildir. Ankara Barosu, Ankara Barosuna kayıtlı bütün avukatlarındır.

Bir başka mesele, Baro ile siyaset arasındaki ilişkidir. Baroların toplumsal ve hukuksal meselelerde söz söylemesine karşı değilim. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, insan hakları, temel hak ve özgürlükler konusunda baroların susmasını zaten düşünemem. Ancak hukukun siyasal meseleler hakkında söz söylemesiyle, bir meslek örgütünün belirli bir siyasî çizginin refleksleriyle hareket etmesi aynı şey değildir. Yıllar içerisinde DSA’nın siyasal reflekslerinin CHP’nin siyasal çizgisiyle fazlasıyla iç içe geçtiği yönünde bende güçlü bir kanaat oluştu. Bu yakınlığın Ankara Barosu üzerinde de hissedildiğini ve zaman zaman Baro’nun belirli bir siyasî çevrenin arka bahçesi olduğu izlenimini doğurabilecek bir görüntü ortaya çıkardığını düşünüyorum.  Avukat kamuoyundaki genel kanaat de  bu yöndedir.

Bu bir niyet isnadı değildir. İçinde uzun yıllar bulunduğum bir yapıya ilişkin kişisel ve mesleki değerlendirmemdir. Benim için ilke basittir: Bir baronun iktidarın arka bahçesi olması ne kadar yanlışsa, muhalefetin arka bahçesi olması da o kadar yanlıştır. Savunmanın bağımsızlığı yalnızca hükûmete karşı bağımsızlık değildir. Siyasetin tamamına karşı bağımsızlıktır. Baronun pusulasını herhangi bir siyasi partinin gündemi değil; hukuk, adalet, savunma mesleği ve avukatın hakkı belirlemelidir.

Benim DSA’dan uzaklaşmamda belirleyici olan bir başka neden ise zaman içerisinde baroculuğun avukatlığın önüne geçtiğini düşünmeye başlamamdır. Bu cümleyi özellikle önemsiyorum. Çünkü baroların varlık nedeni baroculuk yapmak değildir. Avukatlığı ve savunmayı güçlendirmektir.

Bazen büyük siyasal meseleler üzerinde söz söylemek, açıklamalar yapmak ve kamuoyunda görünür olmak; adliye koridorunda dosyasını yetiştirmeye çalışan, CMK ücretini zamanında alamayan, kirasını ve primlerini ödemekte zorlanan, cezaevinde saatlerce görüş sırası bekleyen, kalemde veya kollukta mesleğini yaparken engellenen avukatın gündelik sorunlarından daha görünür hâle gelebiliyor.

Oysa benim için baroculuğun başladığı yer tam da orasıdır. Meslektaşın kapıda kaldığı yerde. Avukatın dosyasını inceleyemediği yerde. Savunmanın sözünün kesildiği yerde. Genç avukatın ekonomik olarak mesleğini sürdüremez hâle geldiği yerde. İşçi avukatın emeğinin karşılığını alamadığı yerde. Bir meslektaşımız karakolda, adliyede ya da cezaevinde yalnız bırakıldığında. Baro öncelikle orada olmalıdır.

Elbette ülkenin hukuk sorunları hakkında konuşacaktır. Ama kendi mensubunun sorunlarını tali gören bir meslek örgütünün, baroculuğun özünden uzaklaştığını düşünüyorum.

Ben artık daha az slogan, daha fazla iş istiyorum. Daha az grup aidiyeti, daha fazla meslektaş dayanışması istiyorum. Daha az siyasal pozisyonlanma, daha fazla meslek siyaseti istiyorum. Meslektaş bir sorun yaşadığında hangi gruptan olduğunu sormadan yanında duran; adliyede, karakolda, cezaevinde varlığını hissettiren; gerektiğinde idareyle mücadele eden, dava açan, takip eden ve sonuç almaya çalışan bir Baro istiyorum.

Avukat Hakları Grubu’nda bugün beni karşılayan temel düşünce budur. Bu, AHG’deki herkesle her konuda aynı düşündüğüm anlamına gelmiyor. Böyle bir beklentim de yok. Bir gruptan çıkıp başka bir grubun koşulsuz mensubu olmak için yer değiştirmiyorum. Tam tersine, bundan sonra da gerektiğinde içinde bulunduğum yapıyı eleştirebilmek istiyorum. Çünkü uzun yıllar içerisinde öğrendiğim önemli şeylerden biri şudur: Bir kuruma zarar veren şey eleştiri değildir. Eleştirilemez hâle gelmektir.

Meslekte neredeyse kırk yılı doldurmak üzereyim. Bu saatten sonra benim bir unvana, bir makama ya da ismimin önüne eklenecek yeni bir sıfata ihtiyacım yok. Baro Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Türkiye Barolar Birliği delegeliği yaptım. Mesleğin bana verebileceği unvanlardan çok daha değerlisini, yaklaşık kırk yıllık avukatlık hayatının tecrübesini taşıyorum. Bugün yeniden TBB delegeliğine aday olmamın nedeni özgeçmişime yeni bir satır eklemek değildir. Bundan sonraki mesele, benim için artık kendim değilim.

Benden sonra gelecek meslektaşlarım. Bugün mesleğe başlayan genç bir avukatın beş yıl, on yıl, yirmi yıl sonra nasıl bir avukatlık mesleği bulacağı beni ilgilendiriyor.  Yapay zeka çağında avukatlığın akıbeti ne olacak? Ekonomik bağımsızlığını koruyabilecek mi? Kendi bürosunu açabilecek mi? Bir işveren avukatın yanında çalışıyorsa emeğinin karşılığını alabilecek mi? Mesleğini yaparken kamu görevlilerinin karşısında kendisini gerçekten bağımsız hissedebilecek mi? Savunmanın itibarı korunacak mı? Yoksa bugün sessiz kaldığımız her sorun biraz daha büyüyerek onların önüne mi bırakılacak?

Yaklaşık kırk yıl boyunca bu meslekten çok şey aldım. Dostluklar aldım. Tecrübe aldım. Bir hayat kurdum. İnsan tanıdım. Mahkeme salonlarında, adliye koridorlarında, cezaevlerinde bir ömrün önemli bölümünü geçirdim.

Şimdi biraz da mesleğe geri verme zamanıdır. Ben gelecek kuşaklara bizden daha zor bir avukatlık bırakmak istemiyorum. Bugün yapılması gereken ne varsa, bunun için elimden gelen katkıyı sunmak istiyorum. Türkiye Barolar Birliği delegeliğine de bu gözle bakıyorum.

Benim için bu görev bir makam değil, sorumluluktur. Ankara’dan Ankara’ya konuşmanın ötesine geçerek avukatlığın ülke çapındaki sorunlarının TBB gündemine taşınması gerektiğini düşünüyorum. Avukatın ekonomik bağımsızlığı. Meslek alanlarının korunması. CMK sistemi. Genç ve işçi avukatların sorunları. Mesleğe yönelik müdahaleler. Avukata şiddet. Savunmanın bağımsızlığı ve itibarı. Bunların herhangi bir grup aidiyetinden çok daha önemli olduğuna inanıyorum.

Geçmişimi inkâr etmiyorum. DSA içinde geçirdiğim yılları da reddetmiyorum. Orada çok kıymetli insanlarla çalıştım. Baroya ve mesleğe büyük emek vermiş meslektaşlarım  ve üstatlarım oldu ve hâlâ da  var. Yönetim Kurulu üyeliğim ve TBB delegeliğim sırasında edindiğim tecrübenin hayatımda önemli bir yeri bulunuyor.

Tam da bu nedenle eleştirilerimi dışarıdan konuşan birinin rahatlığıyla yapmıyorum. O yapının içinde bulunmuş, yönetimde görev almış, sorumluluk üstlenmiş ve yıllar içerisinde bazı şeyleri yeniden değerlendirmiş bir avukat olarak söylüyorum. Bir dönem doğru bulduğunuz bir tercihi yıllar sonra yeniden değerlendirmek tutarsızlık değildir. Asıl mesele, artık doğru olduğuna inanmadığınız bir yerde sırf geçmişte orada bulunduğunuz için kalıp kalmamaktır.

Ben bugün başka bir yerde duruyorum. Kimseyle kavga etmek için değil. Geçmişimi silmek için değil. Eski arkadaşlarımı karşıma almak için hiç değil. Bir makama ulaşmak için de değil. Yaklaşık kırk yılın sonunda, bu mesleğin bana kazandırdıklarının karşılığında gelecek kuşaklara küçük de olsa bir şey bırakabilmek için.

Bu nedenle bu seçimlerde Avukat Hakları Grubu’ndan Türkiye Barolar Birliği delege adayıyım. Çünkü benim için artık mesele hangi grubun Baroyu yönettiği değil; bizden sonra gelecek avukatlara nasıl bir meslek bırakacağımızdır.

 

Saygılarımla,

  
248 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret215935