MÜDAFİYE NE GEREK VAR EFENDİM! ![]()
Modern ceza muhakemesi teorisi savcılık ve savunmanın eşit taraflar olduğu bir yargılama modelini öngörür. Bu modele göre taraflar mahkeme önünde delilleri tartışır, savunma iddia makamının ileri sürdüğü suçlamayı sorgular ve mahkeme bu tartışma sonucunda karar verir. Ancak ceza yargılamasının pratik işleyişi incelendiğinde savunmanın çoğu zaman bu teorik modelde öngörülen konumda bulunmadığı görülmektedir. Türkiye’de ceza muhakemesi sistemi normatif olarak karma bir modeldir. Sistem teoride hem soruşturma hem de çekişmeli yargılama unsurlarını içerir. Buna göre güya yargılama sözlüdür, deliller doğrudan tartışılır ve taraflar eşittir. Ancak uygulamada ceza yargılamasının işleyişi çoğu zaman savunmanın hareket alanını sınırlayan yapısal özellikler taşımaktadır. Bu durum ceza yargılamasında “yapısal olarak zayıf savunma modeli” olarak adlandırılabilecek bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Bu model savunmanın bireysel zayıflığından değil, yargılama sisteminin kurumsal yapısından kaynaklanmaktadır. Türk ceza muhakemesinde savunmanın zayıf konumu özellikle yedi temel çelişki üzerinden anlaşılabilir. 1. Hakikat – Anlatı Çelişkisi Ceza muhakemesinin teorik amacı maddi hakikatin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak ceza davalarında ortaya çıkan şey çoğu zaman hakikatin kendisi değil, olay hakkında kurulan anlatılardır. Savcılık soruşturma aşamasında bir suç anlatısı kurar. Bu anlatı iddianame ile birlikte yargılamanın başlangıç noktası haline gelir. Savunma ise bu anlatıyı sorgulamaya çalışır. Ancak soruşturma aşamasında oluşturulan anlatı çoğu zaman duruşma aşamasına güçlü bir başlangıç avantajıyla girer. Bu nedenle ceza yargılaması çoğu zaman hakikatin keşfi ile anlatıların rekabeti arasında gerçekleşen bir süreç haline gelir. 2. Sözlülük – Yazılılık Çelişkisi Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri sözlülük ilkesidir. Buna göre deliller duruşmada tartışılmalı ve mahkeme kararını bu tartışma ışığında vermelidir. Fakültede böyle öğretilir. Ancak uygulamada birçok ceza davası büyük ölçüde dosya üzerinden yürütülmektedir. Hâkimler duruşmaya gelmeden önce dosyayı inceleyerek davaya ilişkin bir kanaat oluşturur. Duruşma ise çoğu zaman dosyada bulunan bilgilerin tekrar edildiği kısa bir prosedüre dönüşür. Bu durum sözlü savunmanın etkisini sınırlayan önemli bir yapısal faktördür. 3. Doğrudanlık – Tutanak Çelişkisi Ceza muhakemesinde doğrudanlık ilkesi mahkemenin delillerle doğrudan temas etmesini öngörür. Ancak uygulamada yargılama çoğu zaman tutanak üzerinden yürüyen bir sürece dönüşmektedir. Bu tutanaklarda çoğu kez muhakeme vakıalarını içermez. Duruşmada yapılan tartışmalar hâkim tarafından özetlenerek ve çerçevelenerek tutanağa geçirilir. Bu süreçte sözlerin yeniden çerçevelenmesi veya bazı unsurların tutanağa yansımaz. Hâkim değişikliklerinin sık olduğu ve bu nedenle tarafsızlık ve bağımsızlığın tartışmalı olduğu bu sistemde karar veren hâkim çoğunlukla delillerle doğrudan temas etmez. Bu durumda yargılama fiilen tutanak üzerinden yürüyen bir süreç haline gelir. 4. Taraf Eşitliği – Kurumsal Yakınlık Çelişkisi Ceza muhakemesi teorisi savcılık ve savunmanın eşit taraflar olduğunu kabul eder. Ancak Türkiye’de hâkim ve savcılar aynı meslek sistemi içinde yer alır. Hâkimler ve savcılar aynı meslek eğitimini alır, aynı kurumsal yapı içinde görev yapar ve çoğu zaman aynı meslek kültürünü paylaşırlar. Savunma ise bu kurumsal yapı dışında kalan bağımsız bir meslek grubudur. Bu durum ceza yargılamasında taraf eşitliği ilkesi ile kurumsal yapı arasında bir gerilim yaratmaktadır. 5. Delil Araştırması – Savunma Sınırları Çelişkisi Savcılık soruşturma aşamasında geniş araştırma yetkilerine sahiptir. Kolluk gücü ve teknik inceleme imkânları savcılığın kullanımındadır. Savunmanın ise bağımsız delil araştırma imkânı oldukça sınırlı, hatta yok denecek kadar azdır. Savunma avukatlarının tanıklarla duruşma öncesinde görüşmesi veya bağımsız delil araştırması yapması çoğu zaman hukuki ve fiili engellerle karşılaşmaktadır. Bu durum özellikle çapraz sorgu ve delil tartışması açısından savunmanın hareket alanını daraltmaktadır 6. Gerekçe – Kanaat Çelişkisi Anayasal sistemlerde mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Gerekçe mahkemenin delilleri nasıl değerlendirdiğini açıklayan temel unsurdur. Ancak uygulamada bazı kararların gerekçeleri oldukça sınırlı veya şablon niteliğindedir. Bu durumda mahkeme kararının gerçek belirleyici unsuru gerekçeden çok hakimin zihninde oluşan kanaat olmaktadır. Bu durum ceza yargılamasında gerekçe ile kanaat arasında bir gerilim yaratır. 7. Otorite – Savunma Çelişkisi Mahkeme salonu güçlü bir otorite mekânıdır. Hakimin duruşmayı yönetme yetkisi, mahkeme ritüelleri ve mekânsal düzen bu otoriteyi görünür hale getirir. Ancak ceza yargılaması aynı zamanda savunmanın özgürce konuşabildiği bir tartışma alanı olmalıdır. Savunmanın sözünün sürekli kesildiği veya sınırlandığı bir ortamda adil yargılamadan söz etmek imkânsızdır. Bu nedenle ceza duruşması otorite ile savunma arasındaki hassas denge üzerinde yürür. 8. Türk Ceza Duruşmasının Güç Haritası Türk ceza yargılamasının yapısal dinamikleri bir güç haritası içinde de görülebilir. Ceza yargılamasında kurumsal güç aşağıdan yukarıya doğru değil, yukarıdan aşağıya doğru örgütlenmiştir. Güç yapısı kabaca şu şekilde özetlenebilir: Devlet Bu güç haritası savunmanın ceza duruşmasındaki konumunu açık biçimde gösterir. Savunma çoğu zaman güçlü kurumsal yapıların karşısında yalnız bir aktör olarak yer alır. Savunmanın en önemli aracı ise çoğu zaman sadece sözün gücüdür. Sonuç Türk ceza muhakemesi sistemi teoride tarafların eşit olduğu bir yargılama modeli öngörse de uygulamada savunmanın hareket alanını sınırlayan çeşitli yapısal özellikler bulunmaktadır. Bu durum savunmanın bireysel zayıflığından değil, yargılama sisteminin kurumsal yapısından kaynaklanmaktadır. Savunma avukatı bu yapısal koşullar içinde hareket etmektedir. Deyim yerindeyse, Türk ceza muhakemesinde sistem, müdafiye zoraki katlanmaktadır. Bu nedenle etkili bir savunma yalnızca hukuki bilgiye değil, aynı zamanda ceza duruşmasının gerçek güç ilişkilerini ve yapısal çelişkilerini anlamaya da bağlıdır. Savunmanın gücü bazen delillerden değil, mahkeme salonunda kurulan sözden ve stratejiden doğar.
|
|
37 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |