• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Neslihan Kayhan ve Fahrettin Kayhan Avukatlık Bürosu

MÜDAFİ KİMDİR, NE İŞ YAPAR?

 

 

Ceza mahkemelerinde müdafi olarak katıldığımız duruşmalarda  davadaki statümüz konusunda sık sık yaşadığımız terim tartışması nedeniyle bu konuda bir yazı yazmak niyetindeydim. Zira müdafi olarak duruşma zabıtlarına "sanık vekili" yazılmaması gerektiğine, davadaki hukuk statümün "müdafi" olduğuna hâkimleri çoğu kez ikna etmekte başarısız oluyordum.  Ancak, Dr. Suat Çalışkan'ın  "Hukuki Haber" adlı internet sitesinde 21 Eylül 2019 tarihinde yayımlanan  "Müdafii ile Mağdurun Kanuni Temsilcisinin İradelerinin Çelişmesi"  başlıklı makalesi ile karşılaşınca bu konuda yazma planımı  daha fazla geciktirmeme kararı aldım.  Zira makalenin sahibi doktora yapmış bir Cumhuriyet Savcısıydı.  Başlıktaki yönlendirme nedeniyle yazıyı anlamak için iki defa okumak zahmetine katlanmak zorunda kaldım.   Zira karşınızda dört kitap ve sayısız makale yayımlamış doktora yapmış bir cumhuriyet savcısı var ise, hatalı olduğunu düşünme konusunda ister istemez duraksıyorsunuz. 

Ceza Muhakemesi Kanunun temel kavramları tanımladığı 2. Maddesine göre müdafi, şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı, vekil ise, katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı ifade etmektedir.  Bu tanımlardan hareketle makaledeki başlıktan makalenin sanığın savunmasını yapan avukat  (müdafi)  ile mağdurum kanuni temsilcisinin iradelerinin çelişmesini anlıyordum.  Yazının içeriğinde ise "mağdur vekili ile mağdurun kanuni temsilcisinin iradelerinin çelişmesi" konusu işleniyordu.  "Mağdur müdafi" terimi, "savcı hâkimi,"  "hâkim müdafisi" kadar saçma bir tamlamadır.
 
Uygulama ve doktrindeki bu durum müdafilik kavramının bilinmediğini, avukatlığın diğer bir çalışma alanı olan vekillikle karıştırıldığını, bu karışıklığın terimle sınırlı kalmayıp müdafinin ceza davasındaki statü ve rolünün de anlaşılmadığını, anlaşılan kısmının da benimsenmediğini göstermektedir. 

Hukuk eğitimi almamış yurttaşlar arasında yaptığımız mülakatlarda "müdafi" kelimesinin eğitimli bireylerde dahi hiç bilinmediğini/duyulmadığını, ancak çelişkili biçimde "avukat" sözcüğünün ağırlıkla müdafilik statüsüyle tanımlandığını gözlemledik. Hukuk öğrencilerine yakın çevrelerinin  sık sık sorduğu "avukat olup suçluyu mu savunacaksın?"  sorusunun hukuksal tercümesi "avukat olduğunda müdafilik mi yapacaksın?" dır.

Sanığın savunmasını yapan avukata neden ayrı bir isim takılarak "müdafi"  denmiştir? "Sanık avukatı" veya  "sanık vekili" denilmesinin ne gibi bir sakıncası olabilir?  Bu sorulara tam bir cevap için  bir kitap yazmak gerekir. Şu kadarını söyleyelim ki, vekilin sözü asili, aslin sözü vekili hukuken bağladığı halde sanık ve müdafinin sözleri birbirini bağlamaz.  Müdafi, sanığı savunmakla birlikte savunmasında sanıktan bağımsızdır.  

Müdafilik; avukatın vekillik görevinden ve diğer avukatlık faaliyetlerinden o kadar farklıdır ki neredeyse ona ayrı bir meslek denilse yeridir.  Bu nedenle ona kanun koyucu "müdafi" lâkabını takmıştır.

Özel hukuk davalarından farklı olarak ceza davasında müdafinin karşısında kamu gücünü kullanan savcı ve savcının emrinde olan tüm silahlı kolluk örgütü bulunmaktadır.  Duruşma denilen toplantının Türk Ceza Muhakemesindeki yapılandırılma şekli nedeniyle çoğu kez,  müdafinin karşısındaki bu örgütlü kamusal güce hakimler de destek vermektedir.  Bu ezici güç karşısında müdafinin silahları ise; hukuki bilgisi, tecrübesi, meslek etiği, metaneti, insanı anlama çabası ve medeni cesaretidir. 

Müdafi, çoğu kez toplumun da tepkisini üzerine çeken avukattır. Müdafi, davayı tüm kamuya karşı savunmak durumunda olan yalnız kişidir.   Savunduğu şüpheli ve sanıkla özdeşleştirilir. Suç ortağı gözüyle bakılır ona.  Müdafi, sık sık sanıkla birlikte hatta bazen ondan da çok sosyal linçe maruz kalır. Belki de bu yüzden uygulamada müdafiye sanık vekili denilmekte ısrar edilmektedir.  Müdafiden, şüpheli ve sanığı yargılaması, hukuka aykırı kolluk, savcılık, mahkeme işlemlerine göz yumarak görevine ihanet etmesi, etkin savunma yapmaması, pasif kalması, sanığa hukuki yardımda bulunmaması dahi beklenir. Hatta bazen bu ahlaksız teklif açık veya zımni  dile de getirilir.  Müdafinin en büyük rakibi, kulakları çimento dökülmüşçesine tıkayan kolektif ön yargılardır. Müdafinin sözleri, çoğu kez kalın ön yargı duvarlarına çarparak öfke ve nefret olarak kendisine geri döner.

Mağdur vekili olmak, katılan vekili olmak toplumca yüceltilir. Toplumu infiale sevk eden vakıalarda gönüllü vekil olmak için onlarca avukat başvurur. Barolar, sivil toplum kuruluşları seferber olur.  Mağdurun haklarını savunmak görece olarak kolay ve manevi ödülü büyüktür.  Bu olaylarda müdafilik üstlenen avukatın ise üzerinde, duruşma salonlarına kadar sirayet eden büyük kamusal baskı oluşur. Ülkemizde baroların zorunlu müdafi bulamadığı durumlar dahi zaman zaman yaşanmıştır.  Belki de ülkemizde avukat çok müdafi azdır.  Belki de bu yüzden "avukatlık" unvanıyla yetinmeyerek levhalarına, kartvizitlerine koca harflerle "Arabulucu Avukat", "Hukuk Danışmanı," "uzman avukat" vs. yazdıran meslektaşlarımızın aklına hiç "Müdafi Avukat" unvanı  yazdırmak bu güne kadar gelmemiştir.

Bu yüzden öncelikle avukat, hâkim, savcı, kolluk eğitimlerinde müdafilik statüsü ve rolü iyi anlatılmalıdır. Bu eğitime "müdafi" sözcüğü belletilerek ve ve bu sözcüğün doğru kullanımı yaygınlaştırılarak başlanılabilir.   

Avukatın bol, müdafinin az olduğu bir ceza adaletinin güvenilirliği ve meşruiyeti olmayacaktır. Etkin bir müdafa ile sınanmamış bir hüküm maddi gerçeği ancak tesadüfen bulabilir.
 

NOT: Dr. Suat Çalışkan, yazıjmızın yayınlanmasından bir kaç saat sonra makalesinin başlığını "Zorunlu Vekil ile Mağdurun Kanuni Temsilcisinin İradelerinin Çelişmesi" olarak değiştirmiştir ve makale ilgili sitede düzeltilerek yeniden yayınlanmıştır. Eski versiyon yayından kaldırılmıştır. 
  
664 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret27801