• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Neslihan Kayhan ve Fahrettin Kayhan Avukatlık Bürosu

MÜDAFİ OLARAK SAVCININ VE HEYET ÜYESİNİN HAKKINI SAVUNMAK ZORUNDA KALMAK



Av. Fahrettin KAYHAN 

                                   

“Bu ülkede iki yüz yıldır hukukçu yetişmemiştir. Torunlarımız arasından hukukçu çıkacağı da  meçhuldür.”

                                                                    Prof.Dr.İlber Ortaylı


Eğer heyet halinde çalışan bir ceza mahkemesinde karşınızda bir iddia makamı yoksa veya yok sayılıyorsa, iddia makamı ceza muhakemesi kanunundan doğan haklarını kullanmıyorsa, haklarına sahip çıkmıyorsa,  bu hakların mahkeme başkanı tarafından yok sayılmasına göz yumuyorsa veya hak ve yetkilerini fiilen mahkeme başkanına devretmiş ise, duruşmada vuku bulan suç ihbarlarını bile ciddiye almıyorsa ve istikrar bulmuş bu uygulamayı hiçbir hukukçu yadırgamıyorsa o yargılamada “kanıksanmış ciddi hukuksal problemler”  vardır.

Ve eğer heyet halinde çalışan bir mahkemede heyet değişikliği oluyor ve duruşmada o vakte kadar  ortaya konulan delillerle doğrudan temas etmemiş, savunmaları dinlememiş olduğu halde uzun sürmüş bir tutukluluğun devamına vicdan azabı duymadan devam oyu kullanabiliyorsa bu uygulama hiçbir hukukçu yadırganmıyorsa o yargılamada “kanıksanmış ciddi hukuksal problemler”  vardır. Böyle bir üye, kararı müzakere etmek yeterliliğinden yoksundur.  Muhakeme ve müzakere edebileceği verilerden yoksundur, ancak ne oy vereceğini başkana veya diğer  üyeye sorabilir. Oy hakkını ve yetkisini fiilendevretmek zorunda kalır  yahut daha da kötüsü yetersz veriyle keyfi oy kullanır, başka çaresi de yoktur. Bu “doğal hâkimlik” değil, “doğaya aykırı” hâkimliktir. İnsan doğasına aykırı hakimlik. 

Her celse değişen savcılar ve mahkeme üyeleri, hatta zaman zaman da mahkeme başkanları; patronları tarafından yetki belgesini bilahare ibraz etmek üzere dosyadan bihaber şekilde duruşmaya girmeye mecbur bırakılan ve her celse değişen, hakimin soruları karşısında ezilmeye maruz bırakılan  genç avukat meslektaşlarım gibiler.  CMK 33. Madde uyarınca mütalaa, müzakere ve oy haklarını kullanmıyorlar. CMK 201. Maddesi uyarınca sorduğumuz sorulara itiraz etmiyorlar, soru sorma haklarını kullanmıyorlar. Uygulamada heyet olarak çalışan bilirkişi kurullarındaki “imzacı bilirkişi” gibiler.  İmzacı bilirkişiler rapor yazmazlar, raporun içeriğiyle de ilgilenmezler. Raporu üyelerden biri yazar veya yardımcısına yazdırır, mahkeme kalemine bırakır, imzacı bilirkişi kalemde raporu okumadan imzalar ve bilirkişi ücretini çeker.

Bir davada heyete yeni katılan başörtülü kadın hakim üyenin varlığına müdafi avukatlardan biri bu duruma laiklik ilkesine dayanarak karşı çıkmıştı.  Mahkeme başkanı CMK 33. Maddesine göre savcının mütalaasına başvurup bir heyet kararı almaktansa bu saldırıyı kişiselleştirmiş ve sert bir söylemle tartışmayı bastırmıştı.

Avukat arkadaşın paradigması, 2004 yılından önce Baro yönetim kurulu üyelerinin adliye koridorlarında ve hatta baro seçimlerinde oy kullanmaya gelen kadın meslektaşlar haklarında zabıt tutmak için kovalayan paradigmasıyla aynıydı.  Demokratik laiklik anlayışım gereği başörtülü bir kadın hâkimden rahatsız olmadım. Tam tersine kadın hakları  açısından önemli bir kazanım olabileceğini düşünüyorum. Çünkü, Cübbeli Ahmet Efendinin ve benzerlerinin  de kürsüdeki başörtülü kadın hakimin mevcudiyetine   Fıkıh ilmi  açısından  laik avukat arkadaşımın karşı çıktığı  şiddetle  karşı çıkacağını çok iyi  biliyorum. Ama rahatsız olduğum şeylerden biri, insanların hayatlarını beraat halinde dahi telafi edilemez şekilde derinden zedeleyecek bir davada, “doğal hakim” olarak yer almamış olması, davanın evveliyatından ve kendi yetkilerinden habersiz olarak orada öylece oturuyor ve bakıyor olmasıydı. Aynı tutuma sahip, başı açık kadın üyeye de  sıkça rastladım. 

İddia makamının olmadığı yerde,  savunma makamı da işlevsiz kalır, zorunlu olarak katlanılması gereken fazlalık olarak görülür. Mahkeme başkanının fiilen devralmak zorunda kaldığı  iddia görevi muhakeme sürecini hukuk dışı polemik yarışına dönüştür. Bu durumda tartışılacak tek hukuki problem  avukatın ne zaman ayağa kalkacağı ve ne zaman oturacağı meselesi, yahut kılık kıyafet meselesidir.  Haklı talepler, Türk Milleti adına kullanılan gücün kulak tırmalayan gürültüsüyle bastırılır.   Bu şartlar altında duruşma süreci lüzumuna inanılmadan yapılan, katlanılması gereken “adalet ve hukuk zevki”nden mahrum,  müz’iç  ve copy paste bir   formaliteye dönüşür.  Olan budur. Korkarım ki, uzunca bir süre olacak olan da budur.

Takdir Mahkemenin!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
330 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam10
Toplam Ziyaret29176