• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Neslihan Kayhan ve Fahrettin Kayhan Avukatlık Bürosu

DURUŞMADA ETKİLEŞİM RİTÜELLERİ (II)

DURUŞMADA ETKİLEŞİM RİTÜELLERİ (II)

 

Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi 2018/223E. sayılı davanın  14.2.2019 tarihli celsesinde  verilen ara kararı:

     
"Sanık Müdafiinin ayağa kalkmadığı görüldü “sanık müdafiinin tarafların ara kararlarının dinlemesi kuralına uyması gerektiği ve kökleşen bir usul, mahkemeye karşı gösterilmesi gereken saygı ve nezaket kuralı haline gelmiştir” (Sayın Prof. Dr. Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü C.2) Yargılama faaliyeti bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yapılan adaletin kutsiyetine olan saygı ve mahkemelerin de adalet dağıtılan yer olması nedeniyle yargıya, yani mahkemeye saygı göstermek adalet talep eden herkes için bir ödevdir.  Yargılama esnasında ayağa kalkılması meselesinin de böyle saygı ile alakadar bir husus olduğu düşünülebilir. (Sayın Mesude Altunel, Duruşma Esnasında Ayağa Kalma Meselesi) Sayın Prof Dr. Baki KURU’nun kitabı ile sayın Mesude Altunel’in giriş bölümünden de anlaşılacağı üzere yapılan bu davranışın Yüce Türk Milleti adına yargılama yetkisine haiz mahkememizin kudsiyetine yapılan bir saygısızlık olarak görüldü (taraflara bildirildi).  (tweeter, 15 Şubat 2019)"

Savunma yaparken veya ara kararı okunurken ayağa kalkıp kalmama meselesi çıktığında genellikle tutanak dışı sözlü dalaşmayla hallolur, avukatın ısrarcı olması halinde duruşma salonundan çıkarılma, hakkında  suç duyurusuna bulunma ile sonuçlanır. Bütün bu olup bitenleri genellikle tutanakta göremeyiz.  Tweeter’da bir avukat tarafından paylaşılan tutanakta gerekçeli bir ara kararı görüyoruz.  Ancak avukata bu karar yazılmadan ihtarat yapılıp  yapılmadığını, avukatın hangi saik veya gerekçeyle uyarıya rağmen ayağa kalkmadığını  beyanı alınmadığından  göremiyoruz.  

Ceza Muhakemeleri Kanunun 33. Maddesine göre duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten; duruşma dışındaki kararlar, Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü alındıktan sonra verilir.  Aynı kanunun 221 (1) b Maddesine göre ise duruşmanın seyrini ve sonuçlarını yansıtan ve yargılama usulünün bütün temel kurallarına uyulduğunu gösteren unsurlar duruşma tutanağında yer alır.  Mahkemece, bu kurallara uyulmadan alıntılanan kararı aldığını görüyoruz.  Mahkemenin, alıntılanan kararı, Ceza Muhakemesi Kanunun emredici kurallarını ihlal ederek aldığını anlıyoruz.  Ceza Muhakemesi Kanunu, Yüce Türk Milletini temsilen yasama faaliyetini yürüten TBMM tarafından çıkarılmaktadır. Maddi hukuka dair düzenlemeler, herkese emreden düzenlemeler içerirken, muhakeme hukukuna ilişkin düzenlemelerin hemen hemen tamamı hâkimlere yönelik emredici hükümler içerir.

Ara kararında “yapılan bu davranışın  (ayağa kalkmama) Yüce Türk Milleti adına yargılama yetkisine haiz mahkememizin kudsiyetine yapılan bir saygısızlık olarak görüldü” denilerek müdafi hakkında da  ceza muhakemesi kanununda yer almayan  bir “disiplin cezası”nın (kınama) uygulandığını görüyoruz.
 
Avukata verilen bu kınama cezasının, onun savunması alınmadan verildiğini anlıyoruz.  Avukat; yorgunluk, hastalık, dalgınlık gibi bir nedenle ayağa kalkmamış olabileceği gibi, ayağa kalkmama eylemini hukuka aykırılık veya saygısızlık olarak görmediği için ayağa kalkmamış da olabilir. Keza, avukat bu kararı veren hâkimin hukuk kurallarını tam ve doğru uygulamaması, avukatlık mesleğine yönelik saygısız davranması, taraflı davranması nedeniyle onu protesto etmek veya eleştirmek  saikıyla ayağa kalkmamış olabilir. Hatta avukat, davanın niteliğine göre mahkemeyi reddeden bir “kopuş savunması” stratejisini tercih etmiş dahi olabilir. Dahası avukat, böylesi kötü Türkçeyle kaleme alınmış bir kararı Yüce Türk Milletine saygısızlık olarak değerlendirip Türk Milletine saygısını göstermek için ayağa kalkmamış olabilir. İstanbul’da bir davada  “uzun bir kopyala yapıştır ara kararını bilgisayar ekranından takip edebilmek için (yakını görme sorunu da var)  ve uzun yol yorgunluğu nedeniyle oturarak ara kararını dinlerken hakim böyle bir tartışma yaşamıştık.  Hakim bu durumu kelimesi kelimesine ara kararında olduğu gibi “yapılan bu davranışın (ayağa kalkmama) Yüce Türk Milleti adına yargılama yetkisine haiz mahkememizin kutsiyetine yapılan bir saygısızlık” olarak değerlendirmişti. Oysa yaşanan olayın Türk Milleti ile hiç bir ilgisi bulunmamaktaydı.

Her şeye rağmen elimizde eleştirebileceğimiz ve tartışabileceğimiz gerekçeli bir ara kararı var.  Bu bize konuyu tartışmak, konuşmak  için bir zemin sunuyor. Hakim,  kararına hukuk edebiyatından  iki kaynak göstererek bu kararını destekliyor.  Bu kaynaklardan birinde ara kararının “kökleşen bir usul”  olduğu,  “mahkemeye karşı gösterilmesi gereken saygı ve nezaket kuralı” olduğu belirtilmektedir.  Kökleşen usul kavramı hukuksal bir kavramlaştırma değildir.  Bu kavramla örf ve adet, yahut gelenek hukuku kastediliyorsa, bunlar Türk Ticaret Kanunu ve Türk Medeni Kanunun yaptığı açık atıfla özel hukukta yardımcı kaynak olarak kabul edilmiştir. Muhakeme kanunlarında, özelikle Ceza Muhakemesi Kanununda, gelenek hukukuna bir atıf yoktur.  Bilakis, ne zaman ayağa kalkılacağı kanunda açık hükümle düzenlenmiştir. Yemin sırasında ve son karar okunurken ayağa kalmamak kanununa aykırıdır.  Böyle bir davranışta bulunan kişiye mahkeme başkanı veya hâkim, “savunma hakkını kısıtlamaksızın”  Ceza Muhakemeleri Kanunun 203. Maddesinde düzenlenen yaptırımları uygulayabilir.

Kararda yer alan ikinci gerekçe ise ayağa kalkmanın “Mahkemeye karşı gösterilmesi gereken saygı ve nezaket kuralı” olduğu belirtiliyor.  Mahkemeye saygısızlığın en ağır şekillerini önce Türk Ceza Kanununda aramalıyız.  İlk akla gelen ve en çok karşımıza çıkan Kanunun 125/A maddesi, yani hakaret suçu.  Duruşmaya katılan biri, hâkime hakaret ederse, bu kamu görevlisine hakaret suçu oluşturur.  Ancak aynı kanunun 128 - (1) maddesine göre yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, hakaret suçundan dolayı ceza verilmez. Savunma yaparken veya ara kararı okunurken ayağa kalkmamanın hakaret oluşturmayacağı, daha ağır bir eylem olan hâkime alenen hakaret suçunun ise “kişilerin şeref ve haysiyetine yönelik bir suç” düzenlendiğini, Türk Milletine yönelik bir suç olmadığını sanırım izaha gerek yoktur.

Türk Ceza Kanununda düzenlenen bir başka suç, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçudur. Buna göre Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Savunma yaparken veya ara kararı okunurken ayağa kalkmamanın bu suç kapsamına girmeyeceği de açıktır.

Her şeye rağmenMahkemeye karşı gösterilmesi gereken saygı ve nezaket” ibaresinin hemen geçiştirilecek bir şey olmadığını düşünüyoruz.  Her şeyden önce tüm dünyada mahkemelere, hâkimlere, avukatlara saygı gösterilir.

Avukatlık Kanunun 34.  Maddesine göre avukatlar, Türkiye Barolar Birliğinin belirlediği meslek kurallarına uymak zorundadır.  Avukatlık Meslek Kurallarının 17. Maddesine göre   Hâkim ve savcılarla ilişkilerinde, avukat, hizmetin özelliklerinden gelen ölçülere uygun davranmak zorundadır. Bu ilişkilerde “karşılıklı saygı” esastır.  Görüldüğü gibi avukatın hâkimle ilişkisi karşılıklı saygıya dayanacaktır.  Avukatın, hakime saygısızlık etmesi disiplin suçu olarak düzenlenmiştir.  Bangolar Yargı Etiği İlkeleri’nin 3.1. maddesine göre hâkim, davranışlarının “makul bir kişinin gözünde tasvip edilir” nitelikte olmasını sağlamalıdır. Makul bir kişinin ise, muhataplarına saygılı ve nezaketli davranması beklenir.

Şu halde, avukat ve hâkimlerin işlerini yaparken karşılıklı saygı içinde hareket etmelerinin mesleki bir yükümlülük olduğunu söyleyebiliriz.  

Pekiyi, savunma yaparken, ara kararı okunurken avukatın ayağa kalmaması hâkime saygısızlık olarak değerlendirilebilir mi? Kanaatimce böyle bir değerlendirme savunma hakkını kısıtlayıcı bir sonuç doğurur. Hatta somut olayın özelliğine göre son karar anlatılırken de ayağa kalkılmaması gereken durumlar ortaya çıkabilir. Örneğin,   Ceza Muhakemeleri Kanunun 231. Maddesine göre Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır. Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir. Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir.  Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir. Şimdi hakim bu kuralı alenen ihlal ediyor, (ki özellikle bu işlem sanık için en önemli ritüel) son kararı dahi kanunda yazılı olduğu şekilde açıklamıyorsa salondakiler “usulüne uygun açıklanmayan kararı”  dahi ayakta dinlemek zorunda tutulamaz.  Çünkü ortada hukuken açıklanmakta olan bir karar yoktur.
 

(Devam edecek)
 
Not:  Sayın Mesude Altunel’in makalesinden de ara kararındaki anlam çıkmıyor. Makalenin tamamı için bknz.  http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2014-110-1354
 
  
316 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret27801