• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Neslihan Kayhan ve Fahrettin Kayhan Avukatlık Bürosu

MÜDAFİDEN HUKUKSAL VE TOPLUMSAL ROL BEKLENTİLERİ

 

(Kırıkkanat v. Kocasakal Vak'ası)

 (I)

 

"Suçluyu kazıyınız altından insan çıkar"

Avukat Prof. Dr. Faruk Erem

 

Sabah Gazetesinin 9 Ağustos 2019 tarihli sayısında "Kocasakal Oktar’ın sağ koluna ‘bilimsel görüş’ bildirmiş!" başlığı ile bir haber çıktı.  Haberin özetini içeren alt başlığında şu cümleler yer alıyor:

Suç Örgütü’ne yönelik hazırlanan iddianamenin iki numaralı ismi Didem Ürer’in cezaevinde avukat görüşmesi ardından üzerinden iki adet not kağıdı çıktı. Bunun üzerine Ürer’e ‘avukat kısıtlaması’ kararı verildi. Karar ardından Ürer’in avukatı İstanbul eski Baro Başkanı ve CHP eski Başkan Adayı Ümit Kocasakal’dan ‘Bilimsel (Hukuki) Görüş’ talep etti. Kocasakal’ın ise Ürer’in lehine 19 sayfalık görüş bildirmesi dikkat çekti[i].

Haberin tamamını okuduğumuzda Ürer'in avukatı Enes Akbaş mahkemeye sunmak üzere İstanbul eski Baro Başkanı ve CHP eski Başkan Adayı Ümit Kocasakal'dan sanık haklarıyla ilgili 'Bilimsel (Hukuki) Görüş' istediğini; mütalaada Kocasakal'ın hâkimliğin kararını 'yasaya aykırı' olarak nitelendirdiğini anlıyoruz. 

Haberin yayınlanmasından sonra 18.8.2019 tarihinde Adnan Oktar örgütü hakkında "Adnan'ın Tek Taşı" isimli bir kitap yayınlamış olan Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Mine G. Kırıkkanat Ümit Kocasakal'ı kınayan şu twiti paylaştı:

Bu bilimsel görüşler para karşılığı yapılır. Piyasası 100 bin TL'den başlar. G.Ü'nün koskoca hukuk hocası Ümit Kocasakal geçim derdine mi düştü? Ulusalcı mangalda kül bırakmayan hukukçu paraya mı teslim oldu? Hey gidi "Ümit"  Hoca!

Bu paylaşım üzerine konu ile ilgili çeşitli kişilerce Kocasakal lehine ve aleyhine birçok paylaşım yapıldı. "Kocasakal Adnancı çıktı"  başlıklı bir tag açıldı. Kırıkkanat'ın bu twitine avukatlar ve hukukçu akademisyenlerden Kırıkkanat'ı eleştiren ve haksız bulan çok sayıda yorum yapıldı. Hukukçu olmayan twitter ahalisi ise genellikle Kırıkkanat'ın eleştirisine hak veren ve Kocasakal'la ilgili hayat kırıklıklarını ifade eden hatta hakarete varan paylaşım yaptılar. Bunların tamamını burada inceleme imkânımız yok. Yazımızın amacı açısından buna gerek de yok.  Bu paylaşımlardan şu dört tanesi yarattığı/yaratacağı sosyal etki ve ceza davalarında avukatlardan beklenen mesleki tutum ve davranışlar bakımından çok büyük önem arz etmektedir.
 
Sosyolog Prof. Dr. Emre Kongar (eski kültür bakanı):
 "Atatürkçülük konusunda mangalda kül bırakmaz, herkesi Atatürk Yolundan Sapmakla Eleştirir, suçlardı. Çok şaşırdım, ama gerçekten çok şaşırdım!
Bir başka  (şimdi rahmetli) Atatürkçülüğü ile maruf ama sonradan FETÖ gazetesine köşe yazarı olan bir arkadaşım da görüş yazmıştı.

Sosyolog Yasmine Ozan:
Adnan OKTAR hakkında en gerçekçi ve geniş kapsamlı bilgilerin sizden olduğunu biliyoruz sevgili Kırıkkanat. Bunlar ise ben sadece moment avcıları olarak görüyorum.

Avukat Şahin MENGÜ (TTB Eski Genel Sekreteri, CHP eski milletvekili):
Mine hanım hiç bu tür bir avukatlık yapmadım, ama savunma hakkı kutsaldır. Avukatın görevi temsil ettiği kişiye en uygun yasa maddesinin sağlanmasıdır.

Avukat Ayhan ERDOĞAN
Mütalaanın içine bakınca genel hukuk ilkeleri toplamının talebe uygun hasredilen her davada her sanığa verilecek bir metin olduğu açık. Aksi de beklenmezdi.  Ancak politik iddiası olan bir avukata uygun değildir. Bu mütalaa politik iddia taşımamış yine soldan bir avukata uyabilirdi.
 
Hemen belirtelim, olaydan anlaşıldığı kadarıyla Ümit Kocasakal, söz konusu davada müdafilik görevi üstlenmemiştir. Davadaki müdafilerden birine "sanık hakları" ve "müdafi hakları" konusunda "yazılı danışma" hizmeti vermiştir.  Mütalaası Türkiye'de şu anda görülmekte olan tüm ceza davaları için geçerli ve doğrudur.  

Ümit Kocasakal, pekala sanıklardan birinin veya bir kaçının müdafiliğini de üstlenebilirdi. Çünkü o bir avukattır.  Ancak Ümit Kocasakal, müdafilik görevi üstlenmediği ve sanıklar adına hiçbir bir savunma görevi yapmadığı halde öyleymiş gibi değerlendirilmiş ve bu nedenle sosyal medya linçine maruz kalmıştır. Ya bir de sanıklardan birnin müdafliğini üstlenmiş olsaydı. Bu durum avukatların yaptığı işlerden biri olan müdafiliğin de halk tarafından anlaşılmadığı gibi aydın sayılabilecek kişiler tarafından, hatta avukatlar tarafından dahi anlaşılamadığını/bilinmediğini ortaya koymaktadır.

Aslında bu bir bilgisizlik/anlaşılmama hali de değildir. Zira Adnan Oktar örgütü hakkında yapılan hukuka aykırı ceza muhakemesi işlemi, Ergenekon davalarında da aynen yapılmıştı. FETÖ davalarında da yapılmaktadır. Ümit Kocasakal mütalaasını Ergenekon davalarından birinde vermiş olsaydı, onu eleştiren zevat kahraman ilan edecekti. Yahut FETÖ davalarından birine vermiş olsa şimdi FETÖ ile İltisaklı ilan edilecek, ancak FETÖ davalarından mağdur olduğunu düşünen sanıklar ve yakınları tarafından kahraman ilan edilecekti. O halde mesele, müdafililiğin hukuksal ve toplumsal rolünün bilinmemesi değil, gerçek anlamıyla ve istisnasız suçlama ne olursa olsun her dava türü  için kabul edilmememesi ve benimsenmemesi meselesidir. Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreterliği de yapmış olan Şahin MENGÜ'ün "Mine hanım ben bu tür avukatlık yapmadım ama" çekincesiyle savunma hakkını uzaktan savunmaya çalışması, müdafiiyi sanığın temsilcisi olarak tanımlaması; Ayhan ERDOĞAN'ın da mütalaayı Kocasakal'a yakıştıramaması savunma hakkının avukatlar tarafından bile içselleştirilemediğini göstermektedir.

Timur Soykan'ın "Badeci Şeyhin Sır Odası" kitabından şu alıntı avukatın müdafilik rolünün toplumsal kabul görmediğini göstermektedir:

Uğur Kormaz'ın (Badeci şeyh)  avukatı Rıdvan Demircioğlu ile görüşmek için Bursa Mudanya'daki ofisine gittim. Hiç tahmin ettiğim gibi değildi. Eşi ve bir oğlu da hukukçu olan Rıdvan Bey'in ofisinin duvarlarında Atatürk'ün resimleri asılı. Şaşırdığımı söyleyince anlattı:

"Beni nasıl bulduklarını bilmiyorum. Onlara da Atatürkçü olduğumu, bu tür tarikatlara karşı olduğumu ilk görüşmemizde söyledim. Ama benim avukatı olmamamı istediklerini söylediler."

TS:  Bu davayı aldığınız için çevrenizden tepki gördünüz mü?

RD: Mahkeme salonuna girdiğimde beni tanıyan hâkimler de şaşırdı. Sonuçta Atatürkçü bir insanım. Çevremdeki insanlar da ne işin var bu davada dedi. Ama ben hukukçuyum. Herkesin savunma hakkı var ve bu benim görevim[ii].

Müdafilik statüsü ve bu statüye bağlı hak ve yetkiler hakim, savcı ve kolluk güçleri tarafından da benimsenmediğinden müdafiler, üstlendikleri davalar nedeniyle zaman zaman  linçe varan toplumsal tepkileri göğüslemek durumunda kaldıkları gibi, görevlerini yaparken  ceza soruşturmasına uğramak, tutuklanmak, yargılanmak dahil birçok zorluğu göğüslemek ve hukuka aykırı sayısız engellemelerle başa çıkmak zorunda kalmaktadırlar.

Özellikle, toplumda tepki çeken  ve toplum tarafından peşinen sanığın suçlu ilan edildiği  davalarda savunma hakkı tam ve eksiksiz olarak işletilmeyerek yaratılan "(ön) yargı habitusu" diğer davalarda bir çok masum insanın suçsuz yere yargıanmasına ve mahkumiyetine yol açabilecektir. Bunu idrak etmek için google'de " tutuklu kaldı beraat etti" anahtar sözcükleriyle bir arama yapmak yeterlidir.



 (Devam Edecek)

 

 

 



[ii]  Timur Soykan:  "Badeci Şeyhin Sır Odası"  Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2019, s. 185 vd.

  
223 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret27801